Aradan yarım saat geçti geçmedi yine liseden Ozan adlı bir arkadaşım aradı ve bana önemli bir şey söyleyeceğinden bahsetti. Ben de hayrola noldu diye sordum. O’da Tutku’nun Cafe-Mafe adlı bir mekânda Ezgi'yle ve erkek arkadaşlarıyla beraber oturduğunu gördüğünden bahsetti. Ben aşırı derece de şaşırdım ve böyle bir şeyin imkânsız olduğundan bahsederek Tutku'yla daha demin mesajlaştığımızı kendisinin hastanede olduğunu söyledim. Ozan’sa bana, abi vallahi Tutku'yla Ezgi orada oturuyorlar bana inanmıyorsan yanımda Can var o’na sor dedi. Neye uğradığımı şaşırmıştım telefonu kapatıp Alper’i aradım. O’na güvenebilirdim çünkü en samimi arkadaşım oydu. Alper telefonu açtığında o’na bu durumdan bahsedip kontrol edip edemeyeceğini sordum. Alper ise kabul edip beni arayacağını söyledi. 15 dakika sonra Alper arayıp durumu teyit etti.
Gerçekten Tutku bana yalan söylemişti. Hâlbuki o gün buluşacaktık ve ay dönümüzü kutlayacaktık… İnsan sevgilisini niye başkalarına tercih ederdi ki? Hadi tamam yaptı böyle bir şey niye hastanedeyim diye bana yalan söyledi ki? Üstelik ay dönümümüzde… Doğru muydu bu? Dürüstlük müydü bu? Kendimi toparladıktan sonra Ezgi'yi aradım ve ne yaptığını sordum. Ezgi evde oturduğunu söyledi. Bense Tutku'nun hastanede olduğundan bunu bilip bilmediğinden bahsettim. O’da bildiğinden önemli bir şey olmadığından bahsetti. Ben de iyi o zaman deyip telefonu kapattım. İyice sinirlenmiştim. Ardından Tutku'yu aradım açmadı. Peki şimdi ne yapmam gerekiyordu? Tutku’dan ayrılmak için bir sürü neden vardı ama bunu yapabilecek cesaret var mıydı ben de? Sanırım yoktu… Durumu böyle idare edip Tutku'yla bir an önce yüz yüze konuşmalıydım ve suyu çıkan ilişkimize çeki düzen vermeliydim. Çünkü aşk için savaşmak gerekiyordu. Yenilsen de en azından elinde şerefin kalırdı.
Ertesi gün Tutku’ya acil buluşmamız gerektiğinden bahsettim. Tutku da telaşlanıp hasta olduğunu bahane etti. En sonunda kabul etmek zorunda kaldı. Saat akşam 5-6 gibi Markacity’nin teras cafesinde buluştuk. Yanında Ezgi’de gelmişti. Zaten gelmeseydi şaşardım bayan kuyruk. Selam-kelam faslından sonra bir sessizlik çöktü. Tutku bir suçlu gibi başını öne eğmişti ve Ezgi ürkek gözlerle beni süzüyordu. Belki de ne konuşmak istediğimi anlamışlardı. Çok fazla uzatmadan dün neredeydiniz diye sordum. Ezgi telaşla Tutku bize geldi evde kız kıza oturduk öyle dedi. Bense Ezgi’ye Tutku'nun hasta haldeyken nasıl size geldiği sorusunu yönelttim. Tutku ise hasta olmadığını önemsiz bir şey olduğunu söyleyip geçiştirdi. Hiç lafı gevelemeden konuya direkt daldım dün siz cafe-mafe’de 3-4 dallamayla beraber oturmuyor muydunuz yani dedim. Bu soru üzerine afallayıp kaldılar. Biraz durakladıktan sonra Tutku akşam vakti cafe-mafe’ye gittiklerinden bahsetti ve üste çıkmak için sen bana güvenmiyor musun tavırlarına büründü. Bense Tutku’ya, madem hasta değildin niye beni başından savdığını üstelik bunu ay dönümümüzde yaptığını söyledim. Tutku diyecek bir şey bulamadı susmayı tercih etti. Ardından Tutku’dan telefonunu istedim vermek istemedi ve yine ona güvenmediğim mavralarını yüzüme çarptı.
Aklım çok karışmıştı sadece sorularıma cevap istiyordum ama sorularıma soruyla karşılık geliyordu. Ben de ani bir hareketle Tutku’nun telefonunu elinden alıp erkekler tuvaletine gittim. Mesajlara girdiğimde ise her şey daha da netleşmişti. Tutku hastanede falan değildi günler öncesinden planlar yapılmış ve cafe-mafe’de ki buluşma ayarlanmıştı. Buluşacağı çocuk Tutku’nun ilkokul yıllarındaki eski sevgilisiydi. Buram buram özlem kokan mesajları okudukça adeta yıkılıyor, şaşkına dönüyordum. Yüreğim ne fena sızlamıştı. Karakter olarak kıskanç biri olmasam da böyle bir şey de kıskanılmayacak, sinirlenilmeyecek gibi değildi. Bir yanda Tutku’nun bana yalan söylemesine mi üzülmeliydim yoksa böyle bir şey yapmasına mı? Yavaş yavaş bütün taşlar yerine oturmaya başlıyordu ama hala eksik taşlar vardı. Elimi, yüzümü yıkayıp lavabodan çıktım. Tutku’ya telefonu verdim tek kelime etmedim. O da bir şey söyleyemedi. O akşam orayı sessizlik içerisinde bir hışımda terk ettim.
Sevgimizi sorgulamaya başlamıştım. Tutku’yu seviyor muydum? Evet, seviyordum sevmeseydim bunca vaktimi o’na ayırır mıydım? Hem de hayatımın en önemli zamanlarını, üniversite sınavına gireceğim yılları…

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder