Hayatım adeta Mai Siyah romanındaki gibiydi… Her şey
mavi, umut dolu bir gökyüzüyle başlamıştı. Sonlara doğru ise her şey
kararmıştı. Ne yapacaktım ve ne yapmalıydım? İlişkimiz için savaşacak mıydım
yoksa pes edip her şeyi bırakacak mıydım? Ben savaşmayı tercih ettim. Yaklaşık
bir on günlük toparlanmadan sonra ortak arkadaşlarımızın ara buluculuğu ile
yeniden konuşmaya başladık.
Seçil sağ olsun çok yardımı dokundu ve bizi bir
araya getirdi. Bir müddet sessizliğin ardından Tutku’ya ikimizin de zaman zaman
hatalar yaptığından, bunların geçmişte kaldığından ve o’nu hala sevdiğimden
bahsedip artık ilişkimizde yeni bir sayfa açmamızın gerektiğini bunun da
vaktinin geldiğini söyledim. Artık yalan olmayacaktı ve birbirimize karşı
şeffaf olacaktık. Karşılıklı konuşmalardan sonra ilişkimizdeki pürüzleri düzelttik.
Galiba bu sefer her şey yolunda gidecekti en azından
ben öyle hissediyordum. 26 Ekim yaklaşmıştı bu tarih hem benim doğum günümdü
hem de Tutku’yla birlikteliğimizin 6. Ayı olacaktı. Hemen hazırlıklara başladım
hediye almalıydım. Biraz düşündükten sonra o zamanlar moda olan Swatch’un
sevgili yüzüklerinden almaya karar verdim. O yüzük için de taa Beylikdüzünden
Florya Flyinn alışveriş merkezine gittim. Yerini bilmem yurdunu bilmem hem de
dershane günümü ekerek. Ne yapayım aşk böyle bir şey işte. Hayatta hiçbir zaman
yapmayacağınız şeyleri sırf sevdiklerinizi mutlu edebilmek için yaparsınız.
Değer mi peki orası ayrı gerçi de… Neyse uzun uğraşlar sonunda Flyinn’i buldum.
Sonra Swatch standına gidip yüzüğü aldım. Bütün haftalığım bir anda puf olup
gitmişti. Ama umrumda da değildi. Sonra dershane yolunu tuttum. Dershaneye
vardımsa da trafik çilesi yüzünden geç kalmıştım ve derslerimi kaçırmıştım. Ben
de mecburen evin yolunu tuttum.
25 Ekim 2010. O gün dersanem Boğaziçi Üniversitesine
gezi yapacaktı. Öğlen yola çıkıp saat 2-3 gibi üniversiteye vardık. Üniversite
tanıtım seminerine katıldık seminer bitince de serbest zaman ilan ettiler. Daha
önce de katıldığım ve üniversiteyi gezdiğim için gruptan ayrılıp arkadaşlarla
Etiler’e inmeye karar verdik. Bol bol gezdik hatta Kabataş’a kadar yürüdük.
Saat 6’ya yaklaşıyordu derken Tutku’dan mesaj geldi. Nerede olduğumu sorup
buluşup buluşamayacağımızı sordu. Ben de üniversite gezisinde olduğumu ve
arkadaşlarla Kabataş’ta takıldığımızı söyledim. Ardından akşam 7 de Markacity’e
gelip gelemeyeceğimi sordu ben de şimdi çıkarsam yetişemeyeceğimi ama
deneyebileceğimi söyledim. Anlaştık ve Taksim’e doğru yola koyulduk oradan 145T
ile Beylikdüzü’ne dönecektim. Otobüse bindiğimizde saat zaten 7 olmuştu.
Tutku'dan mesaj geldi yarım saate Markacity’de olacağını söylüyordu bense yola
yeni çıktığımızdan ve otobüste olduğumdan bahsediyordum. Ardından Tutku iyi de
ne zaman gelirsin ki sen diye mesaj attı. Ben de 1,5-2 saate anca Beylikdüzüne
gelebileceğimi söyledim. Tutku ise verdiği yanıtla beni çileden çıkartmıştı.
Yazdığı mesajda 1 saate geldin geldin yoksa giderim diyordu. Tabi uçarak
gidemeyeceğime göre durumu izah edip eğer beni beklersen gelebileceğimi
söyledim. Uzun lafın kısası beklemedi ben de geç geldim akşam 9-9,5 gibi anca
Beylikdüzüne varabilmiştim. Tabi tripler başa bela yine kavga ediyorduk… En
sonunda kavga etmemizin gereksiz olduğundan o’nu sevdiğimden bahsettim. Zira
ertesi gün 26 Ekimdi ve bizim 6. Ayımız olacağı için kavgasız, huzurlu
geçmesini istiyordum. İşi tatlıya bağladım ve yarın ki buluşmamız için planlar
yaptık. Her şey iyi ve güzeldi…
Saatler 00:00’ı gösterdiğinde birbirimize ay dönümü
mesajlarımızı attık. Hatta Tutku’dan o kadar güzel bir mesaj gelmişti ki hem
doğum günümü kutluyor hem de ay dönümüzün seneleri aşıp bir yastıkta kocamaktan
bahsediyordu. İnsan nasıl mutlu oluyor ama bir bilseniz. Çünkü beni o kadar çok
yıpratmıştı ki bu çalkantılı ilişkimiz, adeta fırtınadan batmadan çıkıp limana
yanaşan bir tekneden farkım yoktu… Anlayacağınız o mesajı okuyunca dünyalar
benim oldu. Çünkü savaşı kazanmıştım ve aşkımızı kurtarmıştım. Artık huzurlu
bir şekilde uyuyabilecektim. Sevgilime iyi geceler mesajı yazıp rüyasında beni
görmesini tembihledim ve uykuya daldım.
The other night dear, as I lay sleeping
Geçen gece sevgilim, uzanırken
I dreamed I held you in my arms
Seni kollarıma aldığımı düşledim
But when I awoke, dear, I was mistaken
Ama uyandığımda sevgilim, yanılmıştım
So I hung my head and I cried.
O zaman kafamı astım ve ağladım
You are my sunshine, my only sunshine
Sen benim günışığımsın, benim tek günışığım
You make me happy when skies are gray
Gökyüzü griyken beni mutlu ediyorsun
You'll never know dear, how much I love you
Asla öğrenemeyeceksin sevgilim, seni ne kadar sevdiğimi
Please don't take my sunshine away
Lütfen günışığımı alıp götürme
I'll always love you and make you happy,
Seni daima seveceğim ve mutlu edeceğim
If you will only say the same.
Eğer sen de aynısını söylersen
But if you leave me and love another,
Ama beni terkedip başkasını seversen
You'll regret it all some day:
Bir gün pişman olacaksın
You are my sunshine, my only sunshine
Sen benim günışığımsın, benim tek günışığım
You make me happy when skies are gray
Gökyüzü griyken beni mutlu ediyorsun
You'll never know dear, how much I love you
Asla öğrenemeyeceksin sevgilim, seni ne kadar sevdiğimi
Please don't take my sunshine away
Lütfen günışığımı alıp götürme
You told me once, dear, you really loved me
Bana bir keresinde söylemiştin sevgilim, beni gerçekten sevdğini
And no one else could come between.
Ve kimse aramıza giremezdi
But not you've left me and love another;
Ama beni terkedip başkasını sevmedin
You have shattered all of my dreams:
Bütün hayallerimi yıktın
You are my sunshine, my only sunshine
Sen benim günışığımsın, benim tek günışığım
You make me happy when skies are gray
Gökyüzü griyken beni mutlu ediyorsun
You'll never know dear, how much I love you
Asla öğrenemeyeceksin sevgilim, seni ne kadar sevdiğimi
Please don't take my sunshine away
Lütfen günışığımı alıp götürme
In all my dreams, dear, you seem to leave me
Bütün rüyalarımda, sevgilim, benden ayrılacakmışsın gibi
When I awake my poor heart pains.
Uyandığımda zavallı kalbim acıyor
So when you come back and make me happy
Geri geldiğinde beni mutlu edersin işte
I'll forgive you dear, I'll take all the blame.
Seni affedeceğim sevgilim, bütün suçu üstleneceğim
You are my sunshine, my only sunshine
Sen benim günışığımsın, benim tek günışığım
You make me happy when skies are gray
Gökyüzü griyken beni mutlu ediyorsun
You'll never know dear, how much I love you
Asla öğrenemeyeceksin sevgilim, seni ne kadar sevdiğimi
Please don't take my sunshine away
Lütfen günışığımı alıp götürme



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder