27 Ekim 2013 Pazar

Lise Aşkları... || Bölüm 10: Ölüm İyiliği


Hayatım adeta Mai Siyah romanındaki gibiydi… Her şey mavi, umut dolu bir gökyüzüyle başlamıştı. Sonlara doğru ise her şey kararmıştı. Ne yapacaktım ve ne yapmalıydım? İlişkimiz için savaşacak mıydım yoksa pes edip her şeyi bırakacak mıydım? Ben savaşmayı tercih ettim. Yaklaşık bir on günlük toparlanmadan sonra ortak arkadaşlarımızın ara buluculuğu ile yeniden konuşmaya başladık. 

Seçil sağ olsun çok yardımı dokundu ve bizi bir araya getirdi. Bir müddet sessizliğin ardından Tutku’ya ikimizin de zaman zaman hatalar yaptığından, bunların geçmişte kaldığından ve o’nu hala sevdiğimden bahsedip artık ilişkimizde yeni bir sayfa açmamızın gerektiğini bunun da vaktinin geldiğini söyledim. Artık yalan olmayacaktı ve birbirimize karşı şeffaf olacaktık. Karşılıklı konuşmalardan sonra ilişkimizdeki pürüzleri düzelttik.



Galiba bu sefer her şey yolunda gidecekti en azından ben öyle hissediyordum. 26 Ekim yaklaşmıştı bu tarih hem benim doğum günümdü hem de Tutku’yla birlikteliğimizin 6. Ayı olacaktı. Hemen hazırlıklara başladım hediye almalıydım. Biraz düşündükten sonra o zamanlar moda olan Swatch’un sevgili yüzüklerinden almaya karar verdim. O yüzük için de taa Beylikdüzünden Florya Flyinn alışveriş merkezine gittim. Yerini bilmem yurdunu bilmem hem de dershane günümü ekerek. Ne yapayım aşk böyle bir şey işte. Hayatta hiçbir zaman yapmayacağınız şeyleri sırf sevdiklerinizi mutlu edebilmek için yaparsınız. Değer mi peki orası ayrı gerçi de… Neyse uzun uğraşlar sonunda Flyinn’i buldum. Sonra Swatch standına gidip yüzüğü aldım. Bütün haftalığım bir anda puf olup gitmişti. Ama umrumda da değildi. Sonra dershane yolunu tuttum. Dershaneye vardımsa da trafik çilesi yüzünden geç kalmıştım ve derslerimi kaçırmıştım. Ben de mecburen evin yolunu tuttum.



25 Ekim 2010. O gün dersanem Boğaziçi Üniversitesine gezi yapacaktı. Öğlen yola çıkıp saat 2-3 gibi üniversiteye vardık. Üniversite tanıtım seminerine katıldık seminer bitince de serbest zaman ilan ettiler. Daha önce de katıldığım ve üniversiteyi gezdiğim için gruptan ayrılıp arkadaşlarla Etiler’e inmeye karar verdik. Bol bol gezdik hatta Kabataş’a kadar yürüdük. Saat 6’ya yaklaşıyordu derken Tutku’dan mesaj geldi. Nerede olduğumu sorup buluşup buluşamayacağımızı sordu. Ben de üniversite gezisinde olduğumu ve arkadaşlarla Kabataş’ta takıldığımızı söyledim. Ardından akşam 7 de Markacity’e gelip gelemeyeceğimi sordu ben de şimdi çıkarsam yetişemeyeceğimi ama deneyebileceğimi söyledim. Anlaştık ve Taksim’e doğru yola koyulduk oradan 145T ile Beylikdüzü’ne dönecektim. Otobüse bindiğimizde saat zaten 7 olmuştu. Tutku'dan mesaj geldi yarım saate Markacity’de olacağını söylüyordu bense yola yeni çıktığımızdan ve otobüste olduğumdan bahsediyordum. Ardından Tutku iyi de ne zaman gelirsin ki sen diye mesaj attı. Ben de 1,5-2 saate anca Beylikdüzüne gelebileceğimi söyledim. Tutku ise verdiği yanıtla beni çileden çıkartmıştı. Yazdığı mesajda 1 saate geldin geldin yoksa giderim diyordu. Tabi uçarak gidemeyeceğime göre durumu izah edip eğer beni beklersen gelebileceğimi söyledim. Uzun lafın kısası beklemedi ben de geç geldim akşam 9-9,5 gibi anca Beylikdüzüne varabilmiştim. Tabi tripler başa bela yine kavga ediyorduk… En sonunda kavga etmemizin gereksiz olduğundan o’nu sevdiğimden bahsettim. Zira ertesi gün 26 Ekimdi ve bizim 6. Ayımız olacağı için kavgasız, huzurlu geçmesini istiyordum. İşi tatlıya bağladım ve yarın ki buluşmamız için planlar yaptık. Her şey iyi ve güzeldi…


Saatler 00:00’ı gösterdiğinde birbirimize ay dönümü mesajlarımızı attık. Hatta Tutku’dan o kadar güzel bir mesaj gelmişti ki hem doğum günümü kutluyor hem de ay dönümüzün seneleri aşıp bir yastıkta kocamaktan bahsediyordu. İnsan nasıl mutlu oluyor ama bir bilseniz. Çünkü beni o kadar çok yıpratmıştı ki bu çalkantılı ilişkimiz, adeta fırtınadan batmadan çıkıp limana yanaşan bir tekneden farkım yoktu… Anlayacağınız o mesajı okuyunca dünyalar benim oldu. Çünkü savaşı kazanmıştım ve aşkımızı kurtarmıştım. Artık huzurlu bir şekilde uyuyabilecektim. Sevgilime iyi geceler mesajı yazıp rüyasında beni görmesini tembihledim ve uykuya daldım.



The other night dear, as I lay sleeping 
Geçen gece sevgilim, uzanırken 
I dreamed I held you in my arms 
Seni kollarıma aldığımı düşledim 
But when I awoke, dear, I was mistaken 
Ama uyandığımda sevgilim, yanılmıştım 
So I hung my head and I cried. 
O zaman kafamı astım ve ağladım 

You are my sunshine, my only sunshine 
Sen benim günışığımsın, benim tek günışığım 
You make me happy when skies are gray 
Gökyüzü griyken beni mutlu ediyorsun 
You'll never know dear, how much I love you 
Asla öğrenemeyeceksin sevgilim, seni ne kadar sevdiğimi 
Please don't take my sunshine away 
Lütfen günışığımı alıp götürme 

I'll always love you and make you happy, 
Seni daima seveceğim ve mutlu edeceğim 
If you will only say the same. 
Eğer sen de aynısını söylersen 
But if you leave me and love another, 
Ama beni terkedip başkasını seversen 
You'll regret it all some day: 
Bir gün pişman olacaksın 

You are my sunshine, my only sunshine 
Sen benim günışığımsın, benim tek günışığım 
You make me happy when skies are gray 
Gökyüzü griyken beni mutlu ediyorsun 
You'll never know dear, how much I love you 
Asla öğrenemeyeceksin sevgilim, seni ne kadar sevdiğimi 
Please don't take my sunshine away
Lütfen günışığımı alıp götürme 

You told me once, dear, you really loved me 
Bana bir keresinde söylemiştin sevgilim, beni gerçekten sevdğini 
And no one else could come between. 
Ve kimse aramıza giremezdi 
But not you've left me and love another; 
Ama beni terkedip başkasını sevmedin 
You have shattered all of my dreams: 
Bütün hayallerimi yıktın 

You are my sunshine, my only sunshine 
Sen benim günışığımsın, benim tek günışığım 
You make me happy when skies are gray 
Gökyüzü griyken beni mutlu ediyorsun 
You'll never know dear, how much I love you 
Asla öğrenemeyeceksin sevgilim, seni ne kadar sevdiğimi 
Please don't take my sunshine away 
Lütfen günışığımı alıp götürme 

In all my dreams, dear, you seem to leave me 
Bütün rüyalarımda, sevgilim, benden ayrılacakmışsın gibi 
When I awake my poor heart pains. 
Uyandığımda zavallı kalbim acıyor 
So when you come back and make me happy 
Geri geldiğinde beni mutlu edersin işte 
I'll forgive you dear, I'll take all the blame. 
Seni affedeceğim sevgilim, bütün suçu üstleneceğim 

You are my sunshine, my only sunshine 
Sen benim günışığımsın, benim tek günışığım 
You make me happy when skies are gray 
Gökyüzü griyken beni mutlu ediyorsun 
You'll never know dear, how much I love you 
Asla öğrenemeyeceksin sevgilim, seni ne kadar sevdiğimi 
Please don't take my sunshine away 
Lütfen günışığımı alıp götürme

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder