Yine sıradan bir okul günüydü. Sabahları okula
giderken okulun 50 metre ilerisinde yokuş denilen bir yerde inerdik. Nedeni ise
çoğumuzun sigara alışkanlığının olması ve okula yakın en uygun sigara içme
yerinin burası olmasıydı. Ben Beylikdüzünden gittiğim için ve arkadaşlarımın
çoğunun okula yakın bölgede(M.sinan, M.oba, S.oba) oturmasından dolayı yokuşa
vardığım zaman sadece birkaç arkadaşımı görebiliyordum. O gün samimi olduğum
arkadaşlarımdan Burak ve Alper’i orada görmüştüm. Selamlaştıktan sonra ilk
sigaramı yakmıştım. Ama arkadaşlarımın bakışlarında bir tuhaflık vardı. Ben
direttiysem de bir şey söylemediler ben de pek umursamadım zira benim de
dertlerim vardı. Günlerden pazartesi olduğundan ve dershanemin o gün
olmamasından dolayı okul biter bitmez arkadaşlarımızla bir yerlere giderdik
genelde.
Okul günü bitmişti Burak ve Alperle buluşup nereye
gideceğimizden laflıyorduk en sonunda Büyükçekmece’de karar kıldık ve yola
koyulduk. Yalnız Alper ve Burak’taki sessizlik canımı iyice sıkmaya
başlamıştı. En sonunda Burak bir yerlere oturalım anlatacağım demişti. Sonra
bir cafe-meyhane tarzı küçük bir yer bulup oraya geçtik. Burak’a dönüp abi
anlatacaksanız anlatın zaten canım sıkkın dedim. Burak’sa anlatacağından
yalnız üzülmemem gerektiğinden bahsetti. Ben tabii şaşırdım niye noldu ki diye
karşılık verdim. Burak sabah yokuşa giderken Tutku ve yakın arkadaşı Ezgi’nin
konuşmasına kulak misafiri olduğundan Ezgi’nin Tutku’ya benden ayrılmasının
zamanının geldiğinden ve bunu ne zaman yapacağından bahsedip onun aklına
giriyordu. Tabi ben bunları duyar duymaz şaşırdım dumur oldum. Zaten Ezgi’den
hiç hazzetmezdim çünkü yapmacık bir karakteri vardı. Yüzüme gülerdi enişte
enişte diye takılırdı, sürekli bize birbirimize ne kadar yakıştığımızdan
bahsederdi. Ama aslında tam bir kişiliksiz, yalancı ve fesat insanın tekiydi. Üstüne
üstlük bir de en yakın arkadaşlarımdan bunları duyunca Ezgi’ye olan öfkem iyice
kabardı ve kendi halime üzüldüm. Sıkkın olan canım daha da sıkıldı. Korktuğum
şey başıma gelecekti ve ben bunun farkındaydım.
Ne yapmam gerekiyordu? İyice bunalmıştım… Sonra Burak ve Alper bana dönüp o kızın senden ayrılmasına izin vermeden sen ondan ayrılmalısın dediler. Gayet makuldü ancak ya Burak’ın duydukları doğru değilse? Neye inanmalıydım? Bir yanda en yakın arkadaşlarım bir yanda da sevgilim… Evet, ilişkimiz kötü gidiyordu, aramızda bir soğukluk vardı ama bitmesini de hiç istemiyordum 6 ay olacaktı neredeyse. Bir alışkanlık, rutin olmuştu benim için ve onu kaybetmek istemiyordum. Şimdi ne yapacaktım peki? Beni mutlu eden bir yalana mı inanacaktım yoksa acı bir gerçeğe mi? Çok zor bir seçimdi…
Bu durumu 1 hafta boyunca Tutku’ya söylemedim. Ama hal ve hareketlerimdeki tavırlardan anlamış olacak ki bir şeylerin ters gittiğini sezmişti. Benimle konuşmaya çalışsa da ona yorgun ve uykusuz olduğumu söyleyip bahaneler üreterek başımdan savıyordum. Attığı mesajlara bile cevap vermek içimden gelmiyordu. Çünkü aklım çok bulanmıştı. En sonunda telefonla aradı kendimi toparlayıp biraz beklettikten sonra telefonu açtım. Alo dedim. Sesimden anlamış olacak ki bir terslik mi var diye sordu ve bende ki tuhaflıktan bahsetti. Hasta olduğumu bahane ederek geçiştirmeye çalışsam da en sonunda Burak’ın kulak misafiri olduğu olayı o’na anlattım. Biraz durakladıktan sonra saçmalama diyerek karşılık verdi. Öyle bir şey olsa ben Ezgi’yi dinlemeden direkt senden ayrılırdım dedi. Ben de kafamın çok karışık olduğundan ve moralimin bozuk olduğundan bahsettim. Tutku ise ben de bir şey oldu sandım diyerek böyle bir şeyin olmadığından ve beni sevdiğinden bahsetti. Ben de hiç içimden gelmese de bu rüyanın bitmemesi için o’na inanmayı tercih ettim.
Ne yapmam gerekiyordu? İyice bunalmıştım… Sonra Burak ve Alper bana dönüp o kızın senden ayrılmasına izin vermeden sen ondan ayrılmalısın dediler. Gayet makuldü ancak ya Burak’ın duydukları doğru değilse? Neye inanmalıydım? Bir yanda en yakın arkadaşlarım bir yanda da sevgilim… Evet, ilişkimiz kötü gidiyordu, aramızda bir soğukluk vardı ama bitmesini de hiç istemiyordum 6 ay olacaktı neredeyse. Bir alışkanlık, rutin olmuştu benim için ve onu kaybetmek istemiyordum. Şimdi ne yapacaktım peki? Beni mutlu eden bir yalana mı inanacaktım yoksa acı bir gerçeğe mi? Çok zor bir seçimdi…
Bu durumu 1 hafta boyunca Tutku’ya söylemedim. Ama hal ve hareketlerimdeki tavırlardan anlamış olacak ki bir şeylerin ters gittiğini sezmişti. Benimle konuşmaya çalışsa da ona yorgun ve uykusuz olduğumu söyleyip bahaneler üreterek başımdan savıyordum. Attığı mesajlara bile cevap vermek içimden gelmiyordu. Çünkü aklım çok bulanmıştı. En sonunda telefonla aradı kendimi toparlayıp biraz beklettikten sonra telefonu açtım. Alo dedim. Sesimden anlamış olacak ki bir terslik mi var diye sordu ve bende ki tuhaflıktan bahsetti. Hasta olduğumu bahane ederek geçiştirmeye çalışsam da en sonunda Burak’ın kulak misafiri olduğu olayı o’na anlattım. Biraz durakladıktan sonra saçmalama diyerek karşılık verdi. Öyle bir şey olsa ben Ezgi’yi dinlemeden direkt senden ayrılırdım dedi. Ben de kafamın çok karışık olduğundan ve moralimin bozuk olduğundan bahsettim. Tutku ise ben de bir şey oldu sandım diyerek böyle bir şeyin olmadığından ve beni sevdiğinden bahsetti. Ben de hiç içimden gelmese de bu rüyanın bitmemesi için o’na inanmayı tercih ettim.
Tabi bu olaylar yüzünden Ezgi’ye bir hayli soğumuştum
ve davranışlarım, tavırlarım da bu yönde gelişti. Hâlbuki eğer böyle bir şey
varsa ve benim Ezgi’ye takınacağım tavır ona bir koz olacaktı. Çünkü Tutku’dan
beni soğutmak için elinden geleni yapardı…

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder