26 Ekim 2010. Normal bir okul günü başlamıştı.
Tutku'yla olan ilişkimiz 6. Ayına girmişti ve bu da benim doğum günüme
rastlamıştı. Anlayacağınız çifte bayram yaşıyordum. Tutku o gün okula gelmemişti
ve Ezgi Tutku’nun Silivri’de olduğundan bahsediyordu. Fazla üstelemeden Tutku’ya
mesaj çekip akşam ki buluşma için bir problem olup olmadığını sordum. İki saat
sonra gelen yanıtta erken dönebilirse buluşabileceğimizi söyledi. Öğlen arası
olduğunda yemekhaneye inip Seçil’ın masasına oturdum ve 6. Ayımızın yıldönümü
olduğundan bahsettim. Seçil ise ne hediye aldığımı meraklı bakışlar içinde
sordu. Ben de hediyemi gösterip nasıl olduğunu sordum. Seçil duygulanıp çok
beğendiğini ve Tutku’nun da en az kendisi kadar beğeneceğini söyledi.
Okul
bittiğinde eve gidip üzerimi değiştirdim ardından Mimaroba’ya doğru yola koyuldum.
Mimaroba’ya vardığımda Tutku’yu aradım ona saat kaçta uygun olacağını
soracaktım. Fakat telefonu açmadı. Ben de birkaç aramadan sonra işi vardır
diyerek aramayı bıraktım ve mesaj göndererek uygun olacağı zaman bana haber
vermesini söyledim. Ardından Alper’i arayıp Mimaroba’da olduğumu uygun olup
olmadığını sorup eğer uygunsa bir şeyler yapabileceğimizi söyledim. Alper ise
uygun olduğunu söyleyip Turkish Pub’da buluşabileceğimizden bahsetti. Saat
akşam 6 gibi Turkish Pub’da buluşup 3-5 bir şeyler içtik ve doğum günümü
böylece kutlamış olduk. İki-üç saat böyle geçti. Baktım Tutku’dan hala ses yok
tekrar aramaya karar verdim. Fakat bu sefer telefonu kapalıydı. Turkish Pub’dan
ayrılır ayrılmaz Alperle Havuzlu Bahçe adlı mekâna gittik. Türk kahvesi
söyleyip kahvelerimizi içerken de lafladık. Saat neredeyse gece 12’ye geliyordu
ve artık evlere dağılmanın vakti gelmişti. Tutku'dan da haber gelmeyince vedalaşıp otobüslere bindik.
Saat 12’de eve varmıştım ve Tutku’dan hala bir ses
soluk yoktu. Bu durum beni iyice telaşlandırmaya başladı ve Ezgi’yi aramak zorunda
kaldım. Ezgi’yi aradığımda o’da Tutku'ya ulaşamadığından muhtemelen şarjının
bitmiş olduğundan bahsetti. Ben de eğer ulaşabilirsen bana da haber ver diyerek
telefonu kapattım. Yarım saat geçmeden Tutku’dan mesaj gelmişti. Mesaj da gözüme çarpan “Efe ben
çok düşündüm taşındım ama…” satırlarıydı. Açmaya korktum. Bir müddet sonra
cesaretimi toparlayıp mesajı açtım ve okumaya başladım. Her satırda neye
uğradığımı şaşırıyor ve afallıyordum. Tutku beni sevdiğinden ama artık sevgili
olarak kalamayacağımızdan bahsediyordu. Ne olmuştu ki bir gün içerisinde onun
bana olan aşkı ölmüştü? Daha dün bensiz yapamayacağından bahseden kız değil
miydi bu? Gözlerim dolduysa da kendimi
kastım mesajın sonunu getirmeye çalıştım. Mesajda şunlar yazıyordu:
“Efe nereden başlayacağımı bilmiyorum açıkçası. Ben
çok düşündüm tahmin etmişsindir gerçi ama yine de söylemek istedim. Gerçekten
uzun uzun düşündüm. Seni seviyorum evet benim için gerçekten önemlisin ama biz
sevgili olarak yapamıyoruz. Neden bilmiyorum ikimizin de zaman zaman hataları
oldu ben tam alıştım dedim ama yine bir anda bozuldu her şey. Sıkıldım gerçekten
böyle bitmesini istemezdim. Sınav öncesi seni de üzmek istemezdim ama artık
daha fazla uzatmanın anlamı yok seni her gün daha çok üzüyorum böyle. Bitirmek
en iyisi diye düşünüyorum. Daha da iyilerini kendine göre birilerini bulacaksın
mutlaka. Bu sene senin için önemli kendini derslere vermelisin. Bu konuşmadan
sonra bunu söylemek zor ama elimden gelen bir şey yok. Yine de bugüne kadar
geçirdiğimiz güzel zamanlar için sana teşekkür ederim. Kendine iyi bak. Eğer
benimle konuşmak canını yakmayacaksa arkadaş kalabiliriz. ”
Mesajı okuduktan sonra neye uğradığımı şaşırdım.
Onca emek verdiğim, uğruna savaştığım ilişkim bir an da buhar olup gitmişti.
Neden anlamaya çalışıyordum. Sorun neydi ve ne olabilirdi? Beynimden vurulmuş
gibiydim. Sağlıklı düşünemiyordum. Hangi acı, hangi sevinç beni kendime
getirebilirdi? Neredeydim, ne yapmıştım ve ne yapmalıydım? Beni nasıl bir
değişim ve hüzün bekliyordu? Sorular üzerime çığ gibi düşüyordu… Sakinleşmeye
çalışsam da bir türlü kendime gelememiştim. Gözlerim dolduysa da yaş akmadı.
Güçlü olmaya çalıştım.
Hemen elimi yüzümü yıkadım ve mesajı tekrar tekrar
okudum. Evet, Tutku beni terk etmişti. Hatta bildiğiniz acı acı terk etmişti…
Böyle
bir duruma daha önce hiç hazırlanmamıştım. Çünkü ayrılık aklımdan bile
geçmiyordu. Bana sorarsanız bu bir alçaklıktı. Birini yarı yolda bırakmak… Hatta
ümit verip yarı yolda bırakmak. İğrençliğe bakar mısınız? Yani ben ne yapmıştım
ki o’na bu kadar alçalabilmişti. Bunlara rağmen bana attığı kazıkları ben hep
affetmiştim. Hep fedakarları oynamıştım. Terk edecek biri varsa o da ben değil
miydim? Yoksa rolleri mi değişmiştik?
En başından beri peşimden koşan Tutku değil miydi?
Evet, ta kendisi. Peki ne oldu da neyimi gördü de bana karşı olan ilgisini
yitirdi? Anlam veremediğim çözemediğim bir sürü sorular kafam şişmişti. Attığı
ayrılık mesajına bile cevap verecek halde değildim. İlişkimizi mi kurtarmak?
Uğruna savaş mı? Pehh… Bunların hepsi modası geçmiş laflar… Ne bekliyordum ki ?
Leyla ile Mecnun’u mu yoksa Şirin ile Ferhat’ı mı? Bunların hepsi efsane, hepsi
yalan, hepsi uydurma…
.jpg)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder