27 Ekim 2013 Pazar

Lise Aşkları... || Bölüm 11: Ayrılık


26 Ekim 2010. Normal bir okul günü başlamıştı. Tutku'yla olan ilişkimiz 6. Ayına girmişti ve bu da benim doğum günüme rastlamıştı. Anlayacağınız çifte bayram yaşıyordum. Tutku o gün okula gelmemişti ve Ezgi Tutku’nun Silivri’de olduğundan bahsediyordu. Fazla üstelemeden Tutku’ya mesaj çekip akşam ki buluşma için bir problem olup olmadığını sordum. İki saat sonra gelen yanıtta erken dönebilirse buluşabileceğimizi söyledi. Öğlen arası olduğunda yemekhaneye inip Seçil’ın masasına oturdum ve 6. Ayımızın yıldönümü olduğundan bahsettim. Seçil ise ne hediye aldığımı meraklı bakışlar içinde sordu. Ben de hediyemi gösterip nasıl olduğunu sordum. Seçil duygulanıp çok beğendiğini ve Tutku’nun da en az kendisi kadar beğeneceğini söyledi. 

Okul bittiğinde eve gidip üzerimi değiştirdim ardından Mimaroba’ya doğru yola koyuldum. Mimaroba’ya vardığımda Tutku’yu aradım ona saat kaçta uygun olacağını soracaktım. Fakat telefonu açmadı. Ben de birkaç aramadan sonra işi vardır diyerek aramayı bıraktım ve mesaj göndererek uygun olacağı zaman bana haber vermesini söyledim. Ardından Alper’i arayıp Mimaroba’da olduğumu uygun olup olmadığını sorup eğer uygunsa bir şeyler yapabileceğimizi söyledim. Alper ise uygun olduğunu söyleyip Turkish Pub’da buluşabileceğimizden bahsetti. Saat akşam 6 gibi Turkish Pub’da buluşup 3-5 bir şeyler içtik ve doğum günümü böylece kutlamış olduk. İki-üç saat böyle geçti. Baktım Tutku’dan hala ses yok tekrar aramaya karar verdim. Fakat bu sefer telefonu kapalıydı. Turkish Pub’dan ayrılır ayrılmaz Alperle Havuzlu Bahçe adlı mekâna gittik. Türk kahvesi söyleyip kahvelerimizi içerken de lafladık. Saat neredeyse gece 12’ye geliyordu ve artık evlere dağılmanın vakti gelmişti. Tutku'dan da haber gelmeyince vedalaşıp otobüslere bindik.

Saat 12’de eve varmıştım ve Tutku’dan hala bir ses soluk yoktu. Bu durum beni iyice telaşlandırmaya başladı ve Ezgi’yi aramak zorunda kaldım. Ezgi’yi aradığımda o’da Tutku'ya ulaşamadığından muhtemelen şarjının bitmiş olduğundan bahsetti. Ben de eğer ulaşabilirsen bana da haber ver diyerek telefonu kapattım. Yarım saat geçmeden Tutku’dan mesaj gelmişti. Mesaj da gözüme çarpan “Efe ben çok düşündüm taşındım ama…” satırlarıydı. Açmaya korktum. Bir müddet sonra cesaretimi toparlayıp mesajı açtım ve okumaya başladım. Her satırda neye uğradığımı şaşırıyor ve afallıyordum. Tutku beni sevdiğinden ama artık sevgili olarak kalamayacağımızdan bahsediyordu. Ne olmuştu ki bir gün içerisinde onun bana olan aşkı ölmüştü? Daha dün bensiz yapamayacağından bahseden kız değil miydi bu?  Gözlerim dolduysa da kendimi kastım mesajın sonunu getirmeye çalıştım. Mesajda şunlar yazıyordu:

“Efe nereden başlayacağımı bilmiyorum açıkçası. Ben çok düşündüm tahmin etmişsindir gerçi ama yine de söylemek istedim. Gerçekten uzun uzun düşündüm. Seni seviyorum evet benim için gerçekten önemlisin ama biz sevgili olarak yapamıyoruz. Neden bilmiyorum ikimizin de zaman zaman hataları oldu ben tam alıştım dedim ama yine bir anda bozuldu her şey. Sıkıldım gerçekten böyle bitmesini istemezdim. Sınav öncesi seni de üzmek istemezdim ama artık daha fazla uzatmanın anlamı yok seni her gün daha çok üzüyorum böyle. Bitirmek en iyisi diye düşünüyorum. Daha da iyilerini kendine göre birilerini bulacaksın mutlaka. Bu sene senin için önemli kendini derslere vermelisin. Bu konuşmadan sonra bunu söylemek zor ama elimden gelen bir şey yok. Yine de bugüne kadar geçirdiğimiz güzel zamanlar için sana teşekkür ederim. Kendine iyi bak. Eğer benimle konuşmak canını yakmayacaksa arkadaş kalabiliriz. ”



Mesajı okuduktan sonra neye uğradığımı şaşırdım. Onca emek verdiğim, uğruna savaştığım ilişkim bir an da buhar olup gitmişti. Neden anlamaya çalışıyordum. Sorun neydi ve ne olabilirdi? Beynimden vurulmuş gibiydim. Sağlıklı düşünemiyordum. Hangi acı, hangi sevinç beni kendime getirebilirdi? Neredeydim, ne yapmıştım ve ne yapmalıydım? Beni nasıl bir değişim ve hüzün bekliyordu? Sorular üzerime çığ gibi düşüyordu… Sakinleşmeye çalışsam da bir türlü kendime gelememiştim. Gözlerim dolduysa da yaş akmadı. Güçlü olmaya çalıştım.
Hemen elimi yüzümü yıkadım ve mesajı tekrar tekrar okudum. Evet, Tutku beni terk etmişti. Hatta bildiğiniz acı acı terk etmişti… 

Böyle bir duruma daha önce hiç hazırlanmamıştım. Çünkü ayrılık aklımdan bile geçmiyordu. Bana sorarsanız bu bir alçaklıktı. Birini yarı yolda bırakmak… Hatta ümit verip yarı yolda bırakmak. İğrençliğe bakar mısınız? Yani ben ne yapmıştım ki o’na bu kadar alçalabilmişti. Bunlara rağmen bana attığı kazıkları ben hep affetmiştim. Hep fedakarları oynamıştım. Terk edecek biri varsa o da ben değil miydim? Yoksa rolleri mi değişmiştik?

En başından beri peşimden koşan Tutku değil miydi? Evet, ta kendisi. Peki ne oldu da neyimi gördü de bana karşı olan ilgisini yitirdi? Anlam veremediğim çözemediğim bir sürü sorular kafam şişmişti. Attığı ayrılık mesajına bile cevap verecek halde değildim. İlişkimizi mi kurtarmak? Uğruna savaş mı? Pehh… Bunların hepsi modası geçmiş laflar… Ne bekliyordum ki ? Leyla ile Mecnun’u mu yoksa Şirin ile Ferhat’ı mı? Bunların hepsi efsane, hepsi yalan, hepsi uydurma…


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder