Artık iyiden iyiceye Tutku’ya bağlanmıştım ve ona
olan sevgim artmıştı. Ama bu sefer daha farklı sorunlarım vardı. Çünkü Lise 4
olacaktım ve önümde yorucu bir üniversiteye yerleşme yarışı vardı. Aklımda hep
soru işaretleri… Acaba hem sevgilime vakit ayırıp hem de ders çalışabilecek
miydim? Çünkü neredeyse okul vakitleri hariç sürekli mesajlaşıyorduk olmadı
telefonla konuşuyorduk. Acaba dersler yüzünden Tutku’ya gereken ilgiyi
gösteremezsem benden ayrılır mıydı?
Okullar açılıncaya kadar bu sorular hep
kafamı kurcaladı durdu. Nihayet dershanem başlamıştı her şey yolundaydı.
Günde 6 saat ders olmasına rağmen eğer sabahçıysam öğleden sonra veya
öğlenciysem sabahları Tutku'yla buluşmaya devam edecektim. İlişkimizde şimdilik
bir sorun yoktu ama daha okullar da açılacaktı ve okulum günde 9 dersti. Okulda
yine görüşebilecektik ama içinde bulunduğum bu üniversite sınavı kaygısı,
dershane ve okulun verdiği stres bir de üstüne ailenizin sizi sürekli ders
çalışıyor mu diye takip etmesi eklenince işler çığırından çıkabilirdi. Bu durum
da ister istemez Tutku’ya yansıyabilirdi. Nitekim de öyle oldu…
Okullar başlamış, günde 9 dersten sonra bir de
üstüne 4 saat dershane etütü eklenince beynim allak bullak olmuştu. Dershaneden
akşam 7.30’da çıkıyordum. Eve vardığımda yemeğimi yiyip televizyon karşısında
sızıp kalıyordum. Bu sürede de ister istemez Tutku’yla mesajlaşmalarımız yarıda
kalıyor tabiri caizse kızı takmıyormuşum gibi bir hava uyandırıyordu. Ama ne
yapayım ki? Elimde olmayan şeylerdi bunlar. Uykusuzluğu ve yorgunluğu bünyem
hiçbir zaman kaldıramamıştır.
Bu durum
Ağustos’tan Eylüle kadar böyle devam etti durdu. En sonunda Tutku’nun
hoşnutsuzluğu tavırlarına yansımıştı. Muhtemelen o’na karşı olan ilgimi
yitirdiğimi aşkımızın bittiğini sanıyordu. En azından ben böyle hissediyordum.
Çünkü Tutku öyle bir kişilikti ki eğer bir şeye kızarsa veya hoşnutsuz olursa
hep susardı. Yüzü gülmezdi, somurtmazdı da sadece sessiz kalırdı, ağzını bıçak
açmazdı. Adeta bir ruh olurdu…
Neden böyle yaptığını sorduğunuz zaman da
uykusuz olduğunu bahane ederdi. Hâlbuki arkadaşlarıyla gayet şen şakraktı… Tutku'yla olan muhabbetimiz biraz azalmıştı. Çünkü
okulun, dershanenin yükü buna ek olarak üzerimde ki sorumluluklar bana ağır
gelmişti. Benim de adeta ruhtan bir farkım kalmamıştı. Sonbaharın verdiği
havayla da ruhum adeta melankolik olmuştu. Gerçi her sonbahar öyledir bana ama
o dönem daha ağır gelmişti. Bir yandan üniversite hayatımı düşünürken diğer
yandan da sevgilimi düşünüyordum.
Genelde lise aşkları erkek sevgilinin
üniversiteyi kazanmasıyla ve yeni ortamında sevgili yapmasıyla son bulurdu.
Sanırım Tutku’da bunu düşünüyordu. Çünkü Tutku'nun yakın bir kız arkadaşının
sevgilisi kazandığı üniversitede tanıştığı bir kızla sevgili olup o’nu terk
etmişti. Bu durum Tutku’yu da bir hayli etkilemiş olacak ki birkaç kez aramızda
bu mevzu geçmişti. Bense böyle bir şeyin ne kadar iğrenç olduğunu madem
ilişkilerin sonlanacaksa başlamasının gereksiz olduğundan bahsetmiştim. Aslında
o dönemler tam da böyle düşünüyordum yalan yok şimdi..



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder