Doğum günüm ve ay dönümümüz olan günde terk edilmem
bir yana dursun bütün haftalığımı verip aldığım sevgili yüzüğü de elimde
patlamıştı. Tutku beni Facebook’tan bile silmişti. Anlayacağınız acınası bir
haldeydim. Sonraki günler de pek farklı gelişmedi açıkçası…
Tutku benden zaman istemişti ama ne kadar olduğunu
söylememişti ve her geçen gün battıkça batıyordum. Her günüm kusana kadar içmekle
geçiyordu. İştahım kesilmişti doğru düzen yemek bile yiyemiyordum. Yesem bile
midemde fazla uzun kalmıyordu. Bu bekleyiş beni harap ediyordu, sağlıklı
düşünemiyordum. Bir yanım umut etmekten başka bir şey yapamazken diğer yanım da
bir o kadar karamsardı.
Okul günleri ne zaman Tutku’ya yanaşsam onunla yüz
yüze konuşmak istesem benden kaçıyordu. Ne zaman ona baksam gözlerini benden
kaçırıyordu. Ne kadar zoruma gidiyordu bir bilseniz… Tek yapabildiğim çaresizce
beklemekten başka bir şey değildi.
Yakın arkadaşlarım dediğim insanların çoğunu
çevremde bulamaz hale geldim. Ben onların dertlerini dinlerken iyiydi de onlar
niye benim dertlerimi dinlemediler? Neden iyi günümde yanımdaydılar da kara
günüm de yoktular…
Hayatım okul-dershane-ev üçgeninde geçerken tek
yaptığım içmek ve beklemekti. En boktan günlerimdi o günler. Tamamen sap gibi
kalmıştım. Ne eş vardı ne de dost vardı. Sadece gerçekler vardı ve acıydılar.
Resmen depresyona girmiştim. Hatta hayatımı
sonlandırma gibi aptal ve saçma bir düşünceyi aklımdan bile geçirmiştim. Ama
güçlü olmak zorundaydım. Yalnızca korkaklar pes ederdi ve zorlukların
üstesinden gelecek kadar da cesur olmalıydım. Bu durumdan kurtulana kadar antidepresan
kullanmaya karar verdim. İyi ki de kullanmışım yoksa bu durumun başka türlü
üstesinden gelemezdim. Sonrası tabi daha eğlenceli oldu artık okul günlerim
mutlu geçiyordu. Gülerek okula gidiyor, gülerek derslere giriyor ve gülerek
günümü sonlandırıyordum. Herkes çok şaşkındı çünkü daha yeni terkedilmiştim 1
hafta olmuş ya da olmamıştı ama bende ki bu mutluluğun enerjinin sırrı neydi.
Hatta Tutku bile bunun derdini yapmış arkadaşları arasında. Benim üzgün,
çaresiz, somurtkan olmam gerekirken sürekli gülüyormuşum, sırıtıyormuşum diye. Amaaan
neyse ne… Ağlaya ağlaya bekleyeceğimize güle güle bekleyelim en azından.
Kendimi biraz toparladıktan sonra Tutku’nun siteden benim
de dershaneden arkadaşım olan Dilara’yla konuşmaya karar verdim. Dilara’yla
içli dışlı olduğumuzdan onun bir faydası ve yardımı olabileceğini düşünüyordum.
Dilara’yı aradım ve hafta sonu dershanenin altında bulunan cafe’de buluşmaya
karar verdik. Aklımda bir sürü soru vardı ve bence Dilara’da da cevaplar vardı.
Buluştuğumuz gün Dilara’ya bu sorulardan bahsettim. Öncelikli olarak Tutku neden
beni terk etmişti ve önceden bir şey dememişti. Aldığım cevap yine benim
üniversiteye gidip Tutku’yu terk edeceğim oldu. Daha sonra zamanında beni face’ten
ekleyen kızın Tutku’nun bir oyunu olup olmadığını sordum. Dilara biraz
durakladıktan sonra itiraf edip kabul etti. Sitedeki kızlarla beraber bu planı
yapmışlar gerekçesi ise güven testiymiş. En sonunda asıl kritik soruya geldim o
da Tutku’nun bana geri dönüp dönmeyeceğiydi. Aldığım cevap Tutku’nun kafasının
karışık olduğu, büyük ihtimalle
dönmeyeceği ve benim onu unutmam yönündeydi.
Bu cevapları aldıktan sonra üzülsem de sıkılsam da
yapacağım ve yapmam gereken şeyler belliydi. Öncelikli olarak Tutku’nun bana
dönme ve dönmeme ihtimallerine odaklanacaktım. Dönse de dönmese de Tutku’yu aklımdan çıkarmam gerekecekti. Çünkü bana acıdan başka bir şey kazandırmıyordu
ve kalbim hala kırıktı. Geçen zaman ise kalbimi dağlamaktan başka bir işe
yaramıyordu. Bekleyecektim ve neler olduğunu, olacağını görecektim.

.jpg)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder