31 Ekim 2013 Perşembe

Lise Aşkları... || Bölüm 14: Afallamak



Günler böyle geçe durdu. Her gün arkadaşlarımın facebook hesabından Tutku’nun profiline girmekle geçti. Acaba ne yazmış, acaba ne demiş, acaba ne yapıyor hesabı… Yaklaşık 15-20 gün olmuştu bir gün tekrar Tutku’nun profiline girerken ilişki durumu yaptığını gördüm ve yine şoklara girdim. Ben aramızın yeniden düzeleceğini beklerken Tutku bana ikinci bir kazık daha atmıştı. Kulakları çınlasın ne kadar da merhametliydi, vefa bilirdi o…


Tutku eski sevgilisiyle ilişki durumu yapmıştı ve ben sinirden köpürüyordum. Peki benim ne yapmam gerekiyordu? Karşı cephe almam mı yoksa umursamam mı? Tutku’yu defterden silip ona karşı cephe almaya karar kıldım. Ama nasıl alacaktım ki? Tutku’nun kankası Ezgi'yle mi çıkacaktım sanki… Elimde koca bir sıfır vardı. Sonra fake bir ilişki yapmayı düşündüm. Düşündüysem de çok yapmacık ve çocukça geldiği için vazgeçtim.


O günler kafamı dağıtmak için hep bir yerlere giderdim. Bir gün Büyükçekmeceye gitmeye karar verdim. Kordonda yürümek kafamı boşaltmamı sağlıyordu. Derken Festival Cafe’de okuldan arkadaşlara rastladım selam-kelam faslından sonra birkaç bir şey içtikten sonra sigara içmek için dışarı çıktım. 5-10 dakika sonra yanıma aynı okulda okuduğumuz okulumuzun müdiresinin kızı ve arkadaşı geldi. Kızın annesi İngiliz, babası Türk’tü. İsmi Destiny'ydi ve çok güzel bir kızdı. O zamanlar Marlbora Red içiyordum tesadüf  o ki Destiny'nin içtiği sigara da oymuş. Sigaralarımızı yaktıktan sonra koyu bir muhabbete daldık. Birbirimizi yakından tanımak için bayağı bir konuştuk. Samimi bir ortam oldu.

Destiny üşür gibi olunca ben de centilmenlik olarak üzerimdeki kazağı ona verdim. Ardından parfümü çok beğendiğini söyleyerek teşekkür etti. İçim bir garip olmuştu. Sevgilimden görmediğim ilgiyi elin gavur kızından görmüştüm.
Saat geç olunca kalkmaya karar verdik. Arkadaşların yanına uğramadan otobüs durağına doğru ilerledik, yol boyunca da uzun uzun konuştuk. Ne konuştuğumuzu hatırlamasam da çok güzel bir gülüşü vardı. Okulda ki erkeklerin hayvanca aşık olduğu kız benim yanımdaydı olaya bakar mısınız? Durağa geldikten sonra Destiny kazağımı geri verdi ve teşekkür ederek tanıştığına memnun olduğunu söyledi. Sarılıp yanağımdan öptü ve otobüsüne bindi. Ulan ben böyle ilgiyi sevgilimden neden görememiştim be…



Ertesi gün ben okula gelmeden önce dedikodum okula gelmişti. Herkes Destiny ve beni konuşuyordu. Tutku’ya da iyi kapak oluyordu. Hiç istifimi bozmadan ben de olayları akışına bıraktım.

Günlerim aşk acısıyla geçse de gerek arkadaşlarım olsun gerek Destiny olsun acım biraz hafiflemişti ve her geçen gün hafifliyordu. Artık Tutku’ya koca bir hata olarak bakıyordum ama aklımdan tam olarak da silemiyordum.

Tutku ilişki durumu yapalı yaklaşık iki hafta geçmişti ki bir şaşırtıcı haber daha almıştım. Tutku ve eski erkek arkadaşı yeniden ayrılmışlardı. Sevinsem mi üzülsem mi çok şaşırmıştım doğrusu. Çünkü ne bileyim genelde insanlar eski sevgililerin hayatta tutunamamalarını, başarısız olmalarını isterler. Özellikle de aşk acınız tazeyse. Kafamı karıştıran bir diğer nokta ise Tutku ne yapmak istemişti. Benden ayrılıp eski erkek arkadaşıyla çıkmıştı akabininde onu da terketmişti. O kadar değişik bir kız ki ne yapacağını anlayamıyorsunuz. Bunun en büyük kanıtı da doğum günümü kutlarken beni terk etmesi değil miydi?...


Bu olayların üzerinden bir ay belki de iki ay geçmişti. Kendimi toparlamıştım bu arada da Destiny'yle evine gidecek kadar yakınlaşmıştım. İlişkimizin bir adı yoktu ama bariz sevgili gibiydik. Saatlerce hiç sıkılmadan her konuda konuşabiliyor, istediğimiz her yere gidebiliyorduk. Hayat dolu ve Tutku'nun aksine oldukça kültürlü bir kızdı. Üstelik boş kaprisleri ve kıskançlıkları da yoktu. Tek eksik nokta Tutku’dan ayrıldıktan sonra kırmızı çizgilerimin ve etrafımda örülü duvarlarımın olmasıydı. Bu da, aşk’a karşı olan güvenimi yitirdiğimden kaynaklanmaktaydı. Ama ne yapmam gerektiği konusunda hala şüpheciydim. Destiny'ye karşı duyduğum duygu iyi bir kız arkadaşla sevgili arasında bir şeydi. Nihayetinde ne o bana açılabildi ne ben ona. Anı yaşamayı seçtik ve günler akıp gitti. 


29 Ekim 2013 Salı

Lise Aşkları... || Bölüm 13: Bekleyiş

Doğum günüm ve ay dönümümüz olan günde terk edilmem bir yana dursun bütün haftalığımı verip aldığım sevgili yüzüğü de elimde patlamıştı. Tutku beni Facebook’tan bile silmişti. Anlayacağınız acınası bir haldeydim. Sonraki günler de pek farklı gelişmedi açıkçası…
Tutku benden zaman istemişti ama ne kadar olduğunu söylememişti ve her geçen gün battıkça batıyordum. Her günüm kusana kadar içmekle geçiyordu. İştahım kesilmişti doğru düzen yemek bile yiyemiyordum. Yesem bile midemde fazla uzun kalmıyordu. Bu bekleyiş beni harap ediyordu, sağlıklı düşünemiyordum. Bir yanım umut etmekten başka bir şey yapamazken diğer yanım da bir o kadar karamsardı.


Okul günleri ne zaman Tutku’ya yanaşsam onunla yüz yüze konuşmak istesem benden kaçıyordu. Ne zaman ona baksam gözlerini benden kaçırıyordu. Ne kadar zoruma gidiyordu bir bilseniz… Tek yapabildiğim çaresizce beklemekten başka bir şey değildi.
Yakın arkadaşlarım dediğim insanların çoğunu çevremde bulamaz hale geldim. Ben onların dertlerini dinlerken iyiydi de onlar niye benim dertlerimi dinlemediler? Neden iyi günümde yanımdaydılar da kara günüm de yoktular…

Hayatım okul-dershane-ev üçgeninde geçerken tek yaptığım içmek ve beklemekti. En boktan günlerimdi o günler. Tamamen sap gibi kalmıştım. Ne eş vardı ne de dost vardı. Sadece gerçekler vardı ve acıydılar.


Resmen depresyona girmiştim. Hatta hayatımı sonlandırma gibi aptal ve saçma bir düşünceyi aklımdan bile geçirmiştim. Ama güçlü olmak zorundaydım. Yalnızca korkaklar pes ederdi ve zorlukların üstesinden gelecek kadar da cesur olmalıydım. Bu durumdan kurtulana kadar antidepresan kullanmaya karar verdim. İyi ki de kullanmışım yoksa bu durumun başka türlü üstesinden gelemezdim. Sonrası tabi daha eğlenceli oldu artık okul günlerim mutlu geçiyordu. Gülerek okula gidiyor, gülerek derslere giriyor ve gülerek günümü sonlandırıyordum. Herkes çok şaşkındı çünkü daha yeni terkedilmiştim 1 hafta olmuş ya da olmamıştı ama bende ki bu mutluluğun enerjinin sırrı neydi. Hatta Tutku bile bunun derdini yapmış arkadaşları arasında. Benim üzgün, çaresiz, somurtkan olmam gerekirken sürekli gülüyormuşum, sırıtıyormuşum diye. Amaaan neyse ne… Ağlaya ağlaya bekleyeceğimize güle güle bekleyelim en azından.



Kendimi biraz toparladıktan sonra Tutku’nun siteden benim de dershaneden arkadaşım olan Dilara’yla konuşmaya karar verdim. Dilara’yla içli dışlı olduğumuzdan onun bir faydası ve yardımı olabileceğini düşünüyordum. Dilara’yı aradım ve hafta sonu dershanenin altında bulunan cafe’de buluşmaya karar verdik. Aklımda bir sürü soru vardı ve bence Dilara’da da cevaplar vardı. Buluştuğumuz gün Dilara’ya bu sorulardan bahsettim. Öncelikli olarak Tutku neden beni terk etmişti ve önceden bir şey dememişti. Aldığım cevap yine benim üniversiteye gidip Tutku’yu terk edeceğim oldu. Daha sonra zamanında beni face’ten ekleyen kızın Tutku’nun bir oyunu olup olmadığını sordum. Dilara biraz durakladıktan sonra itiraf edip kabul etti. Sitedeki kızlarla beraber bu planı yapmışlar gerekçesi ise güven testiymiş. En sonunda asıl kritik soruya geldim o da Tutku’nun bana geri dönüp dönmeyeceğiydi. Aldığım cevap Tutku’nun kafasının karışık olduğu,  büyük ihtimalle dönmeyeceği ve benim onu unutmam yönündeydi.

Bu cevapları aldıktan sonra üzülsem de sıkılsam da yapacağım ve yapmam gereken şeyler belliydi. Öncelikli olarak Tutku’nun bana dönme ve dönmeme ihtimallerine odaklanacaktım. Dönse de dönmese de Tutku’yu aklımdan çıkarmam gerekecekti. Çünkü bana acıdan başka bir şey kazandırmıyordu ve kalbim hala kırıktı. Geçen zaman ise kalbimi dağlamaktan başka bir işe yaramıyordu. Bekleyecektim ve neler olduğunu, olacağını görecektim.


27 Ekim 2013 Pazar

Lise Aşkları... || Bölüm 12: Yardım Çağrısı



Ezgi, Tutku’nun kankası olduğu için onunla konuşmaya karar kıldım ve durumu anlattım. Bize yardım etmesi gerektiğini ve ilişkimizi normal seyrine döndürmek istediğimden bahsettim. Tutku’yu sevdiğimi ve onu kaybetmek istemediğimi ekledim. Ezgi kaltağı hiç oralı bile olmadı inanabiliyor musunuz? Tek söylediği Tutku’nun kararına saygı duymam gerektiği ve kendisinin Tutku’nun hayatına karışamayacağından dem vurmasıydı.

Nasıl ya? Ulan bunlar işemeye bile beraber gitmiyorlar mıydı ya? Nasıl oluyor da bir an da Ezgi o küçücük beyniyle böyle şeyler söyleyebiliyordu şaşırıp kalmıştım. Ben de lafı uzatmadan Ezgi’ye söylediklerimin batan bir geminin son yardım çağrısı olduğunun eğer yardım edecekse etmesi gerektiğini ekleyip telefonu kapattım.

Ertesi gün okula gitmedim. Tutku’nun yakın arkadaşı olan benim de yakın arkadaşım olan Seçil’e mesajla durumu anlattım. Seçil’in ayrıldığımızdan haberi bile yoktu hatta şaka yaptığımı zannetti. O da şaşırdı tabi. Durumu öğrenip haber vereceğini söyledi. Ben de okuldan sonra buluşup buluşamayacağımızı sordum. Dershanesinin olduğunu ama Çatalca’ya gelirsem buluşabileceğimizi söyledi. Okul biter bitmez Seçil’le buluşmak üzere Çatalca yolunu tuttum. Vardığımda Seçil’i aradım. Hacı Sayid’de oturduğunu ve beni beklediğini söyledi. Hacı Sayid’e gittiğimde Seçil beni teras katında bekliyordu. Hemen yanına oturdum. Uzun uzun içimi döktükten sonra Seçil beni teselli etti ve merak etmemem gerektiğini Tutku’yla konuştuğunu her şeyin düzeleceğini, Tutku’nun sadece zamana ihtiyacı olduğundan ve aklının karıştığından bahsetti.

Tutku’nun aklı mı karışmıştı? Ama nasıl? Neden? Kim? Bir de zamana ihtiyacı varmış. Ama ne kadar? Tutku’nun aklını karıştıran bence Ezgi’ydi. Ondan oldum olası hazzetmezdim zaten. Araya hafta sonunun girmesini fırsat bilerek Tutku ve benle samimi olan ortak arkadaşlarımızla konuşmaya, onlardan yardım istemeye karar verdim. İlişkimizin bir an da bitmesine herkes çok şaşkındı.

Seçil’den sonra Yeliz’e gittim. Yeliz’e olan olayları ve durumu anlattım. Birkaç kişiye daha gittiysem de aldığım yanıtlar neredeyse aynıydı. Tutku’nun aklının karışık olduğu ve zamana ihtiyacı olduğuydu. Aklını karıştıran şey ise benim üniversiteye gittikten sonra onu terk edeceğimmiş.


Aslında kavgalarımız da çoğu zaman bu yöndeydi ama böyle bir şeyin olmayacağını defalarca kendisine belirtmiştim. Yani niye böyle bir şey yapayım ki? Sonuçta sen beni sevmişsin ben seni sevmişim bir yola çıkmışız. Bundan sonra niye başka yöne sapayım ki? Ben mutluyum ki devam ettirmişim. Mutlu olmasaydım zaten değil 6 ay, 6 dakika bile katlanmazdım ki… 


Lise Aşkları... || Bölüm 11: Ayrılık


26 Ekim 2010. Normal bir okul günü başlamıştı. Tutku'yla olan ilişkimiz 6. Ayına girmişti ve bu da benim doğum günüme rastlamıştı. Anlayacağınız çifte bayram yaşıyordum. Tutku o gün okula gelmemişti ve Ezgi Tutku’nun Silivri’de olduğundan bahsediyordu. Fazla üstelemeden Tutku’ya mesaj çekip akşam ki buluşma için bir problem olup olmadığını sordum. İki saat sonra gelen yanıtta erken dönebilirse buluşabileceğimizi söyledi. Öğlen arası olduğunda yemekhaneye inip Seçil’ın masasına oturdum ve 6. Ayımızın yıldönümü olduğundan bahsettim. Seçil ise ne hediye aldığımı meraklı bakışlar içinde sordu. Ben de hediyemi gösterip nasıl olduğunu sordum. Seçil duygulanıp çok beğendiğini ve Tutku’nun da en az kendisi kadar beğeneceğini söyledi. 

Okul bittiğinde eve gidip üzerimi değiştirdim ardından Mimaroba’ya doğru yola koyuldum. Mimaroba’ya vardığımda Tutku’yu aradım ona saat kaçta uygun olacağını soracaktım. Fakat telefonu açmadı. Ben de birkaç aramadan sonra işi vardır diyerek aramayı bıraktım ve mesaj göndererek uygun olacağı zaman bana haber vermesini söyledim. Ardından Alper’i arayıp Mimaroba’da olduğumu uygun olup olmadığını sorup eğer uygunsa bir şeyler yapabileceğimizi söyledim. Alper ise uygun olduğunu söyleyip Turkish Pub’da buluşabileceğimizden bahsetti. Saat akşam 6 gibi Turkish Pub’da buluşup 3-5 bir şeyler içtik ve doğum günümü böylece kutlamış olduk. İki-üç saat böyle geçti. Baktım Tutku’dan hala ses yok tekrar aramaya karar verdim. Fakat bu sefer telefonu kapalıydı. Turkish Pub’dan ayrılır ayrılmaz Alperle Havuzlu Bahçe adlı mekâna gittik. Türk kahvesi söyleyip kahvelerimizi içerken de lafladık. Saat neredeyse gece 12’ye geliyordu ve artık evlere dağılmanın vakti gelmişti. Tutku'dan da haber gelmeyince vedalaşıp otobüslere bindik.

Saat 12’de eve varmıştım ve Tutku’dan hala bir ses soluk yoktu. Bu durum beni iyice telaşlandırmaya başladı ve Ezgi’yi aramak zorunda kaldım. Ezgi’yi aradığımda o’da Tutku'ya ulaşamadığından muhtemelen şarjının bitmiş olduğundan bahsetti. Ben de eğer ulaşabilirsen bana da haber ver diyerek telefonu kapattım. Yarım saat geçmeden Tutku’dan mesaj gelmişti. Mesaj da gözüme çarpan “Efe ben çok düşündüm taşındım ama…” satırlarıydı. Açmaya korktum. Bir müddet sonra cesaretimi toparlayıp mesajı açtım ve okumaya başladım. Her satırda neye uğradığımı şaşırıyor ve afallıyordum. Tutku beni sevdiğinden ama artık sevgili olarak kalamayacağımızdan bahsediyordu. Ne olmuştu ki bir gün içerisinde onun bana olan aşkı ölmüştü? Daha dün bensiz yapamayacağından bahseden kız değil miydi bu?  Gözlerim dolduysa da kendimi kastım mesajın sonunu getirmeye çalıştım. Mesajda şunlar yazıyordu:

“Efe nereden başlayacağımı bilmiyorum açıkçası. Ben çok düşündüm tahmin etmişsindir gerçi ama yine de söylemek istedim. Gerçekten uzun uzun düşündüm. Seni seviyorum evet benim için gerçekten önemlisin ama biz sevgili olarak yapamıyoruz. Neden bilmiyorum ikimizin de zaman zaman hataları oldu ben tam alıştım dedim ama yine bir anda bozuldu her şey. Sıkıldım gerçekten böyle bitmesini istemezdim. Sınav öncesi seni de üzmek istemezdim ama artık daha fazla uzatmanın anlamı yok seni her gün daha çok üzüyorum böyle. Bitirmek en iyisi diye düşünüyorum. Daha da iyilerini kendine göre birilerini bulacaksın mutlaka. Bu sene senin için önemli kendini derslere vermelisin. Bu konuşmadan sonra bunu söylemek zor ama elimden gelen bir şey yok. Yine de bugüne kadar geçirdiğimiz güzel zamanlar için sana teşekkür ederim. Kendine iyi bak. Eğer benimle konuşmak canını yakmayacaksa arkadaş kalabiliriz. ”



Mesajı okuduktan sonra neye uğradığımı şaşırdım. Onca emek verdiğim, uğruna savaştığım ilişkim bir an da buhar olup gitmişti. Neden anlamaya çalışıyordum. Sorun neydi ve ne olabilirdi? Beynimden vurulmuş gibiydim. Sağlıklı düşünemiyordum. Hangi acı, hangi sevinç beni kendime getirebilirdi? Neredeydim, ne yapmıştım ve ne yapmalıydım? Beni nasıl bir değişim ve hüzün bekliyordu? Sorular üzerime çığ gibi düşüyordu… Sakinleşmeye çalışsam da bir türlü kendime gelememiştim. Gözlerim dolduysa da yaş akmadı. Güçlü olmaya çalıştım.
Hemen elimi yüzümü yıkadım ve mesajı tekrar tekrar okudum. Evet, Tutku beni terk etmişti. Hatta bildiğiniz acı acı terk etmişti… 

Böyle bir duruma daha önce hiç hazırlanmamıştım. Çünkü ayrılık aklımdan bile geçmiyordu. Bana sorarsanız bu bir alçaklıktı. Birini yarı yolda bırakmak… Hatta ümit verip yarı yolda bırakmak. İğrençliğe bakar mısınız? Yani ben ne yapmıştım ki o’na bu kadar alçalabilmişti. Bunlara rağmen bana attığı kazıkları ben hep affetmiştim. Hep fedakarları oynamıştım. Terk edecek biri varsa o da ben değil miydim? Yoksa rolleri mi değişmiştik?

En başından beri peşimden koşan Tutku değil miydi? Evet, ta kendisi. Peki ne oldu da neyimi gördü de bana karşı olan ilgisini yitirdi? Anlam veremediğim çözemediğim bir sürü sorular kafam şişmişti. Attığı ayrılık mesajına bile cevap verecek halde değildim. İlişkimizi mi kurtarmak? Uğruna savaş mı? Pehh… Bunların hepsi modası geçmiş laflar… Ne bekliyordum ki ? Leyla ile Mecnun’u mu yoksa Şirin ile Ferhat’ı mı? Bunların hepsi efsane, hepsi yalan, hepsi uydurma…


Lise Aşkları... || Bölüm 10: Ölüm İyiliği


Hayatım adeta Mai Siyah romanındaki gibiydi… Her şey mavi, umut dolu bir gökyüzüyle başlamıştı. Sonlara doğru ise her şey kararmıştı. Ne yapacaktım ve ne yapmalıydım? İlişkimiz için savaşacak mıydım yoksa pes edip her şeyi bırakacak mıydım? Ben savaşmayı tercih ettim. Yaklaşık bir on günlük toparlanmadan sonra ortak arkadaşlarımızın ara buluculuğu ile yeniden konuşmaya başladık. 

Seçil sağ olsun çok yardımı dokundu ve bizi bir araya getirdi. Bir müddet sessizliğin ardından Tutku’ya ikimizin de zaman zaman hatalar yaptığından, bunların geçmişte kaldığından ve o’nu hala sevdiğimden bahsedip artık ilişkimizde yeni bir sayfa açmamızın gerektiğini bunun da vaktinin geldiğini söyledim. Artık yalan olmayacaktı ve birbirimize karşı şeffaf olacaktık. Karşılıklı konuşmalardan sonra ilişkimizdeki pürüzleri düzelttik.



Galiba bu sefer her şey yolunda gidecekti en azından ben öyle hissediyordum. 26 Ekim yaklaşmıştı bu tarih hem benim doğum günümdü hem de Tutku’yla birlikteliğimizin 6. Ayı olacaktı. Hemen hazırlıklara başladım hediye almalıydım. Biraz düşündükten sonra o zamanlar moda olan Swatch’un sevgili yüzüklerinden almaya karar verdim. O yüzük için de taa Beylikdüzünden Florya Flyinn alışveriş merkezine gittim. Yerini bilmem yurdunu bilmem hem de dershane günümü ekerek. Ne yapayım aşk böyle bir şey işte. Hayatta hiçbir zaman yapmayacağınız şeyleri sırf sevdiklerinizi mutlu edebilmek için yaparsınız. Değer mi peki orası ayrı gerçi de… Neyse uzun uğraşlar sonunda Flyinn’i buldum. Sonra Swatch standına gidip yüzüğü aldım. Bütün haftalığım bir anda puf olup gitmişti. Ama umrumda da değildi. Sonra dershane yolunu tuttum. Dershaneye vardımsa da trafik çilesi yüzünden geç kalmıştım ve derslerimi kaçırmıştım. Ben de mecburen evin yolunu tuttum.



25 Ekim 2010. O gün dersanem Boğaziçi Üniversitesine gezi yapacaktı. Öğlen yola çıkıp saat 2-3 gibi üniversiteye vardık. Üniversite tanıtım seminerine katıldık seminer bitince de serbest zaman ilan ettiler. Daha önce de katıldığım ve üniversiteyi gezdiğim için gruptan ayrılıp arkadaşlarla Etiler’e inmeye karar verdik. Bol bol gezdik hatta Kabataş’a kadar yürüdük. Saat 6’ya yaklaşıyordu derken Tutku’dan mesaj geldi. Nerede olduğumu sorup buluşup buluşamayacağımızı sordu. Ben de üniversite gezisinde olduğumu ve arkadaşlarla Kabataş’ta takıldığımızı söyledim. Ardından akşam 7 de Markacity’e gelip gelemeyeceğimi sordu ben de şimdi çıkarsam yetişemeyeceğimi ama deneyebileceğimi söyledim. Anlaştık ve Taksim’e doğru yola koyulduk oradan 145T ile Beylikdüzü’ne dönecektim. Otobüse bindiğimizde saat zaten 7 olmuştu. Tutku'dan mesaj geldi yarım saate Markacity’de olacağını söylüyordu bense yola yeni çıktığımızdan ve otobüste olduğumdan bahsediyordum. Ardından Tutku iyi de ne zaman gelirsin ki sen diye mesaj attı. Ben de 1,5-2 saate anca Beylikdüzüne gelebileceğimi söyledim. Tutku ise verdiği yanıtla beni çileden çıkartmıştı. Yazdığı mesajda 1 saate geldin geldin yoksa giderim diyordu. Tabi uçarak gidemeyeceğime göre durumu izah edip eğer beni beklersen gelebileceğimi söyledim. Uzun lafın kısası beklemedi ben de geç geldim akşam 9-9,5 gibi anca Beylikdüzüne varabilmiştim. Tabi tripler başa bela yine kavga ediyorduk… En sonunda kavga etmemizin gereksiz olduğundan o’nu sevdiğimden bahsettim. Zira ertesi gün 26 Ekimdi ve bizim 6. Ayımız olacağı için kavgasız, huzurlu geçmesini istiyordum. İşi tatlıya bağladım ve yarın ki buluşmamız için planlar yaptık. Her şey iyi ve güzeldi…


Saatler 00:00’ı gösterdiğinde birbirimize ay dönümü mesajlarımızı attık. Hatta Tutku’dan o kadar güzel bir mesaj gelmişti ki hem doğum günümü kutluyor hem de ay dönümüzün seneleri aşıp bir yastıkta kocamaktan bahsediyordu. İnsan nasıl mutlu oluyor ama bir bilseniz. Çünkü beni o kadar çok yıpratmıştı ki bu çalkantılı ilişkimiz, adeta fırtınadan batmadan çıkıp limana yanaşan bir tekneden farkım yoktu… Anlayacağınız o mesajı okuyunca dünyalar benim oldu. Çünkü savaşı kazanmıştım ve aşkımızı kurtarmıştım. Artık huzurlu bir şekilde uyuyabilecektim. Sevgilime iyi geceler mesajı yazıp rüyasında beni görmesini tembihledim ve uykuya daldım.



The other night dear, as I lay sleeping 
Geçen gece sevgilim, uzanırken 
I dreamed I held you in my arms 
Seni kollarıma aldığımı düşledim 
But when I awoke, dear, I was mistaken 
Ama uyandığımda sevgilim, yanılmıştım 
So I hung my head and I cried. 
O zaman kafamı astım ve ağladım 

You are my sunshine, my only sunshine 
Sen benim günışığımsın, benim tek günışığım 
You make me happy when skies are gray 
Gökyüzü griyken beni mutlu ediyorsun 
You'll never know dear, how much I love you 
Asla öğrenemeyeceksin sevgilim, seni ne kadar sevdiğimi 
Please don't take my sunshine away 
Lütfen günışığımı alıp götürme 

I'll always love you and make you happy, 
Seni daima seveceğim ve mutlu edeceğim 
If you will only say the same. 
Eğer sen de aynısını söylersen 
But if you leave me and love another, 
Ama beni terkedip başkasını seversen 
You'll regret it all some day: 
Bir gün pişman olacaksın 

You are my sunshine, my only sunshine 
Sen benim günışığımsın, benim tek günışığım 
You make me happy when skies are gray 
Gökyüzü griyken beni mutlu ediyorsun 
You'll never know dear, how much I love you 
Asla öğrenemeyeceksin sevgilim, seni ne kadar sevdiğimi 
Please don't take my sunshine away
Lütfen günışığımı alıp götürme 

You told me once, dear, you really loved me 
Bana bir keresinde söylemiştin sevgilim, beni gerçekten sevdğini 
And no one else could come between. 
Ve kimse aramıza giremezdi 
But not you've left me and love another; 
Ama beni terkedip başkasını sevmedin 
You have shattered all of my dreams: 
Bütün hayallerimi yıktın 

You are my sunshine, my only sunshine 
Sen benim günışığımsın, benim tek günışığım 
You make me happy when skies are gray 
Gökyüzü griyken beni mutlu ediyorsun 
You'll never know dear, how much I love you 
Asla öğrenemeyeceksin sevgilim, seni ne kadar sevdiğimi 
Please don't take my sunshine away 
Lütfen günışığımı alıp götürme 

In all my dreams, dear, you seem to leave me 
Bütün rüyalarımda, sevgilim, benden ayrılacakmışsın gibi 
When I awake my poor heart pains. 
Uyandığımda zavallı kalbim acıyor 
So when you come back and make me happy 
Geri geldiğinde beni mutlu edersin işte 
I'll forgive you dear, I'll take all the blame. 
Seni affedeceğim sevgilim, bütün suçu üstleneceğim 

You are my sunshine, my only sunshine 
Sen benim günışığımsın, benim tek günışığım 
You make me happy when skies are gray 
Gökyüzü griyken beni mutlu ediyorsun 
You'll never know dear, how much I love you 
Asla öğrenemeyeceksin sevgilim, seni ne kadar sevdiğimi 
Please don't take my sunshine away 
Lütfen günışığımı alıp götürme

26 Ekim 2013 Cumartesi

Lise Aşkları... || Bölüm 9: Yalan

3-4 gün sonra 4. ay dönümümüzün geleceği için Tutku’ya buluşmak istediğimi ve o gün uygun olup olamayacağını sordum. Uygun olduğunu belirtmesi üzerine planımızı yaptık. O gün geldiğinde hazırlanıp Tutku’yu aradım. Telefonu açmadı mesaj çekti. Mesajında hastanede olduğundan ve serum takıldığından bahsetti. Ben de telaşlanıp durumunun iyi olup olmadığını sordum. O’da önemli bir şey olmadığını merak etmemem gerektiğini, annesinin yanında olduğunu ve kapatmak zorunda kaldığını söyledi. 

Aradan yarım saat geçti geçmedi yine liseden Ozan adlı bir arkadaşım aradı ve bana önemli bir şey söyleyeceğinden bahsetti. Ben de hayrola noldu diye sordum. O’da Tutku’nun Cafe-Mafe adlı bir mekânda Ezgi'yle ve erkek arkadaşlarıyla beraber oturduğunu gördüğünden bahsetti. Ben aşırı derece de şaşırdım ve böyle bir şeyin imkânsız olduğundan bahsederek Tutku'yla daha demin mesajlaştığımızı kendisinin hastanede olduğunu söyledim. Ozan’sa bana, abi vallahi Tutku'yla Ezgi orada oturuyorlar bana inanmıyorsan yanımda Can var o’na sor dedi. Neye uğradığımı şaşırmıştım telefonu kapatıp Alper’i aradım. O’na güvenebilirdim çünkü en samimi arkadaşım oydu.  Alper telefonu açtığında o’na bu durumdan bahsedip kontrol edip edemeyeceğini sordum. Alper ise kabul edip beni arayacağını söyledi. 15 dakika sonra Alper arayıp durumu teyit etti. 

Gerçekten Tutku bana yalan söylemişti. Hâlbuki o gün buluşacaktık ve ay dönümüzü kutlayacaktık… İnsan sevgilisini niye başkalarına tercih ederdi ki? Hadi tamam yaptı böyle bir şey niye hastanedeyim diye bana yalan söyledi ki? Üstelik ay dönümümüzde… Doğru muydu bu? Dürüstlük müydü bu? Kendimi toparladıktan sonra Ezgi'yi aradım ve ne yaptığını sordum. Ezgi evde oturduğunu söyledi. Bense Tutku'nun hastanede olduğundan bunu bilip bilmediğinden bahsettim. O’da bildiğinden önemli bir şey olmadığından bahsetti. Ben de iyi o zaman deyip telefonu kapattım. İyice sinirlenmiştim. Ardından Tutku'yu aradım açmadı. Peki şimdi ne yapmam gerekiyordu? Tutku’dan ayrılmak için bir sürü neden vardı ama bunu yapabilecek cesaret var mıydı ben de? Sanırım yoktu… Durumu böyle idare edip Tutku'yla bir an önce yüz yüze konuşmalıydım ve suyu çıkan ilişkimize çeki düzen vermeliydim. Çünkü aşk için savaşmak gerekiyordu. Yenilsen de en azından elinde şerefin kalırdı. 

Ertesi gün Tutku’ya acil buluşmamız gerektiğinden bahsettim. Tutku da telaşlanıp hasta olduğunu bahane etti. En sonunda kabul etmek zorunda kaldı. Saat akşam 5-6 gibi Markacity’nin teras cafesinde buluştuk. Yanında Ezgi’de gelmişti. Zaten gelmeseydi şaşardım bayan kuyruk. Selam-kelam faslından sonra bir sessizlik çöktü. Tutku bir suçlu gibi başını öne eğmişti ve Ezgi ürkek gözlerle beni süzüyordu. Belki de ne konuşmak istediğimi anlamışlardı. Çok fazla uzatmadan dün neredeydiniz diye sordum. Ezgi telaşla Tutku bize geldi evde kız kıza oturduk öyle dedi. Bense Ezgi’ye Tutku'nun hasta haldeyken nasıl size geldiği sorusunu yönelttim. Tutku ise hasta olmadığını önemsiz bir şey olduğunu söyleyip geçiştirdi. Hiç lafı gevelemeden konuya direkt daldım dün siz cafe-mafe’de 3-4 dallamayla beraber oturmuyor muydunuz yani dedim. Bu soru üzerine afallayıp kaldılar. Biraz durakladıktan sonra Tutku akşam vakti cafe-mafe’ye gittiklerinden bahsetti ve üste çıkmak için sen bana güvenmiyor musun tavırlarına büründü. Bense Tutku’ya, madem hasta değildin niye beni başından savdığını üstelik bunu ay dönümümüzde yaptığını söyledim. Tutku diyecek bir şey bulamadı susmayı tercih etti. Ardından Tutku’dan telefonunu istedim vermek istemedi ve yine ona güvenmediğim mavralarını yüzüme çarptı. 

Aklım çok karışmıştı sadece sorularıma cevap istiyordum ama sorularıma soruyla karşılık geliyordu. Ben de ani bir hareketle Tutku’nun telefonunu elinden alıp erkekler tuvaletine gittim. Mesajlara girdiğimde ise her şey daha da netleşmişti. Tutku hastanede falan değildi günler öncesinden planlar yapılmış ve cafe-mafe’de ki buluşma ayarlanmıştı. Buluşacağı çocuk Tutku’nun ilkokul yıllarındaki eski sevgilisiydi. Buram buram özlem kokan mesajları okudukça adeta yıkılıyor, şaşkına dönüyordum. Yüreğim ne fena sızlamıştı. Karakter olarak kıskanç biri olmasam da böyle bir şey de kıskanılmayacak, sinirlenilmeyecek gibi değildi. Bir yanda Tutku’nun bana yalan söylemesine mi üzülmeliydim yoksa böyle bir şey yapmasına mı? Yavaş yavaş bütün taşlar yerine oturmaya başlıyordu ama hala eksik taşlar vardı. Elimi, yüzümü yıkayıp lavabodan çıktım. Tutku’ya telefonu verdim tek kelime etmedim. O da bir şey söyleyemedi. O akşam orayı sessizlik içerisinde bir hışımda terk ettim. 


Sevgimizi sorgulamaya başlamıştım. Tutku’yu seviyor muydum? Evet, seviyordum sevmeseydim bunca vaktimi o’na ayırır mıydım? Hem de hayatımın en önemli zamanlarını, üniversite sınavına gireceğim yılları…



Lise Aşkları... || Bölüm 8: Kötü Haber

Yine sıradan bir okul günüydü. Sabahları okula giderken okulun 50 metre ilerisinde yokuş denilen bir yerde inerdik. Nedeni ise çoğumuzun sigara alışkanlığının olması ve okula yakın en uygun sigara içme yerinin burası olmasıydı. Ben Beylikdüzünden gittiğim için ve arkadaşlarımın çoğunun okula yakın bölgede(M.sinan, M.oba, S.oba) oturmasından dolayı yokuşa vardığım zaman sadece birkaç arkadaşımı görebiliyordum. O gün samimi olduğum arkadaşlarımdan Burak ve Alper’i orada görmüştüm. Selamlaştıktan sonra ilk sigaramı yakmıştım. Ama arkadaşlarımın bakışlarında bir tuhaflık vardı. Ben direttiysem de bir şey söylemediler ben de pek umursamadım zira benim de dertlerim vardı. Günlerden pazartesi olduğundan ve dershanemin o gün olmamasından dolayı okul biter bitmez arkadaşlarımızla bir yerlere giderdik genelde.

Okul günü bitmişti Burak ve Alperle buluşup nereye gideceğimizden laflıyorduk en sonunda Büyükçekmece’de karar kıldık ve yola koyulduk. Yalnız Alper ve Burak’taki sessizlik canımı iyice sıkmaya başlamıştı. En sonunda Burak bir yerlere oturalım anlatacağım demişti. Sonra bir cafe-meyhane tarzı küçük bir yer bulup oraya geçtik. Burak’a dönüp abi anlatacaksanız anlatın zaten canım sıkkın dedim. Burak’sa anlatacağından yalnız üzülmemem gerektiğinden bahsetti. Ben tabii şaşırdım niye noldu ki diye karşılık verdim. Burak sabah yokuşa giderken Tutku ve yakın arkadaşı Ezgi’nin konuşmasına kulak misafiri olduğundan Ezgi’nin Tutku’ya benden ayrılmasının zamanının geldiğinden ve bunu ne zaman yapacağından bahsedip onun aklına giriyordu. Tabi ben bunları duyar duymaz şaşırdım dumur oldum. Zaten Ezgi’den hiç hazzetmezdim çünkü yapmacık bir karakteri vardı. Yüzüme gülerdi enişte enişte diye takılırdı, sürekli bize birbirimize ne kadar yakıştığımızdan bahsederdi. Ama aslında tam bir kişiliksiz, yalancı ve fesat insanın tekiydi. Üstüne üstlük bir de en yakın arkadaşlarımdan bunları duyunca Ezgi’ye olan öfkem iyice kabardı ve kendi halime üzüldüm. Sıkkın olan canım daha da sıkıldı. Korktuğum şey başıma gelecekti ve ben bunun farkındaydım.

Ne yapmam gerekiyordu? İyice bunalmıştım… Sonra Burak ve Alper bana dönüp o kızın senden ayrılmasına izin vermeden sen ondan ayrılmalısın dediler. Gayet makuldü ancak ya Burak’ın duydukları doğru değilse? Neye inanmalıydım? Bir yanda en yakın arkadaşlarım bir yanda da sevgilim… Evet, ilişkimiz kötü gidiyordu, aramızda bir soğukluk vardı ama bitmesini de hiç istemiyordum 6 ay olacaktı neredeyse. Bir alışkanlık, rutin olmuştu benim için ve onu kaybetmek istemiyordum. Şimdi ne yapacaktım peki? Beni mutlu eden bir yalana mı inanacaktım yoksa acı bir gerçeğe mi? Çok zor bir seçimdi…

Bu durumu 1 hafta boyunca Tutku’ya söylemedim. Ama hal ve hareketlerimdeki tavırlardan anlamış olacak ki bir şeylerin ters gittiğini sezmişti. Benimle konuşmaya çalışsa da ona yorgun ve uykusuz olduğumu söyleyip bahaneler üreterek başımdan savıyordum. Attığı mesajlara bile cevap vermek içimden gelmiyordu. Çünkü aklım çok bulanmıştı. En sonunda telefonla aradı kendimi toparlayıp biraz beklettikten sonra telefonu açtım. Alo dedim. Sesimden anlamış olacak ki bir terslik mi var diye sordu ve bende ki tuhaflıktan bahsetti. Hasta olduğumu bahane ederek geçiştirmeye çalışsam da en sonunda Burak’ın kulak misafiri olduğu olayı o’na anlattım. Biraz durakladıktan sonra saçmalama diyerek karşılık verdi. Öyle bir şey olsa ben Ezgi’yi dinlemeden direkt senden ayrılırdım dedi. Ben de kafamın çok karışık olduğundan ve moralimin bozuk olduğundan bahsettim. Tutku ise ben de bir şey oldu sandım diyerek böyle bir şeyin olmadığından ve beni sevdiğinden bahsetti. Ben de hiç içimden gelmese de bu rüyanın bitmemesi için o’na inanmayı tercih ettim.    




Tabi bu olaylar yüzünden Ezgi’ye bir hayli soğumuştum ve davranışlarım, tavırlarım da bu yönde gelişti. Hâlbuki eğer böyle bir şey varsa ve benim Ezgi’ye takınacağım tavır ona bir koz olacaktı. Çünkü Tutku’dan beni soğutmak için elinden geleni yapardı… 


Lise Aşkları... || Bölüm 7: Güven Testi

Üniversite sınavım yaklaştıkça Tutku da, ben de fazlasıyla geriliyorduk. Muhabbetlerimiz çoğu zaman derin bir sessizlik içerisinde gerçekleşiyordu. İkimiz de suskunları oynuyorduk..



Günlerimiz böyle geçerken bir gün facebook’ta  adını tam hatırlamıyorum bir kız arkadaşlık isteği gönderdi. Aramızda iki ortak arkadaş gözüktüğü için ben de kabul etmiştim. Sonra kızın profilini inceledim acaba tanıyor muyum yoksa başka bir şey miydi diye. Kızın profilinde yaklaşık 300 adet fotoğraf bulunuyordu ama dikkatimi çeken olay ise fotoğrafların yüklenme tarihinin aynı gün olmasıydı. Daha sonra kızın eğitim bilgilerinden okulunu öğrendim. Uğur koleji yazıyordu bunu fırsat bilerek Uğur Kolejinde okuyan arkadaşlarıma böyle birini tanıyor musunuz diye mesaj çektim ve aldığım yanıt hiç birinin tanımaması ve ortak arkadaşlarının ben haricinde kimsenin olmamasıydı. Aklıma korktuğum şey geldi acaba Tutku bana güven testi mi yapıyordu ama neden? Bana güvenmiyor muydu bunu o’nda tesis edememiş miydim?

Ben böyle düşünürken o gizemli kızdan mesaj geldi ve mesajında benle tanışmak istediğinden bahsediyordu. Bense bunun nedenini sorup ikimizin de sevgilimizin olduğundan ve böyle bir şeyin yanlış anlaşılmalara sebebiyet verebileceğinden bahsetmiştim. Birkaç mesajdan sonra gelen yanıtta kız erkek arkadaşından ayrılacağından, benden hoşlandığından ve eğer benim içinde bir sorun yoksa sevgili olabileceğimizden bahsetmişti. Benim tek düşündüğümse hangi insan tanımadığı birine böyle bir mesaj yazabilir olmuştu. Çünkü aşırı saçma ve komik. Eğer ahmak değilseniz ve üstelik sevgiliniz de varsa hangi erkek böyle bir mesuliyetin altına girebilirdi ki..? Kıza gönderdiğim mesajda sevgilimi sevdiğimden ve böyle bir şeyin saçma olduğundan bahsedip eğer sen de sevgilini seviyorsan onunla konuşmayı deneyip aralarındaki sorunları halledebileceğini ekleyerek konuşmayı sonlandırdım.

Aklıma gelen tek şey Tutku’nun beni sınadığıydı ama emin olmak için biraz daha bekledim. Kızdan sürekli mesajlar geliyordu ve ben de en sonunda Tutku tamam anladım sensin bana güvenmek için bu kadar oyun oynamana gerek yok yazıp yolladım. Tabi gelen mesaj Tutku'nun kim olduğu üzerineydi… Ben de telefon numarasını istedim eğer gerçeksen tanışabileceğimizi söyledim. Aslında niyetim tamamen farklıydı çünkü eğer telefon numarasını alabilirsem kim olduğunu Turkcell’den sorgulayabilirdim. Kem küm ettiyse de en sonunda numarasını verdi. Numarayı sorguladığım da ise adını tam hatırlamıyorum ama soyadı İnnap olan birine rastladım ve hemen Tutku'nun Arkadaş listesine girerek İnnap soyadı olan kişileri aradım. Sonuç beni yanıltmamıştı listede adı Aslı İnnap olan bir kıza rastlamıştım ve bu kız Tutku’nun siteden arkadaşıydı. Bana yaptıkları tongayı böylece kanıtlamış oldum. Sonra ise attığım mesajlarda bu olayı çıtlattım ve tekrardan benim güvenimi test etmek için böyle şeyler yapmalarının gereksiz olduğundan bahsettim. Gelen yanıt daha da pişkindi… Yine yalanlayıp kendisinin fake olmadığından artık bu konuşmadan sıkıldığından istemiyorsam konuşmak zorunda olmadığımdan bahsetmişti. Ben de dikkat edersen sen benimle konuşuyorsun diyerek yanıtladım. Bir iki gün sonra ise erkek arkadaşıyla arasının düzeldiğinden ve bir daha benimle konuşmak istemediğinden bahsetti. Ulan ya olaya bakar mısınız? Hem fake, hem sevgilimin arkadaşları tarafından oynanıyor bir de üstüne üstlük zeytinyağlık taslıyorlar. Neyse ben de konuşmayı sonlandırmak için bir daha numarama ve facebook’uma mesaj göndermemesini gönderdiği takdirde savcılığa gideceğimi söyleyerek gözlerini korkuttum. Cidden bu konuşmadan sonra bir daha mesaj gelmedi. 

Ama bu durum benim güvenimi sarsmıştı. Tamam Tutku benim gözümde iyi, temiz bir kızdı ama arkadaş çevresi tamamıyla boş insan kaynıyordu. Bu olayı Tutku'yla yüz yüze konuştuysam da kabul etmedi. Eğer böyle bir şey olduysa ve bunu bizim kızlar yaptıysa benim cidden haberim yok diyerek ekledi. Ben de fazla üstünde durmadım. Ama ilişkimiz zedelenmişti. Hem de anlamsız bir olay yüzünden, bir fake profil yüzünden… Ne kadar saçma değil mi?..



Aramıza biraz mesafe, ciddiyet girmişti bu durumdan hoşnut olmasam da ağırlığımı korumak için ben de ses çıkarmamıştım. Sonuçta bir özür beklemiyordum ama neydi bu mesafe bu tavır? Niye böyle yapıyordu anlam veremiyordum. O sevdiğim kız mıydı bu yoksa başka biri mi?.. Yaklaşık bir hafta on gün bu böyle devam etti. 


Lise Aşkları... || Bölüm 6: Problemler


Artık iyiden iyiceye Tutku’ya bağlanmıştım ve ona olan sevgim artmıştı. Ama bu sefer daha farklı sorunlarım vardı. Çünkü Lise 4 olacaktım ve önümde yorucu bir üniversiteye yerleşme yarışı vardı. Aklımda hep soru işaretleri… Acaba hem sevgilime vakit ayırıp hem de ders çalışabilecek miydim? Çünkü neredeyse okul vakitleri hariç sürekli mesajlaşıyorduk olmadı telefonla konuşuyorduk. Acaba dersler yüzünden Tutku’ya gereken ilgiyi gösteremezsem benden ayrılır mıydı? 

Okullar açılıncaya kadar bu sorular hep kafamı kurcaladı durdu. Nihayet dershanem başlamıştı her şey yolundaydı. Günde 6 saat ders olmasına rağmen eğer sabahçıysam öğleden sonra veya öğlenciysem sabahları Tutku'yla buluşmaya devam edecektim. İlişkimizde şimdilik bir sorun yoktu ama daha okullar da açılacaktı ve okulum günde 9 dersti. Okulda yine görüşebilecektik ama içinde bulunduğum bu üniversite sınavı kaygısı, dershane ve okulun verdiği stres bir de üstüne ailenizin sizi sürekli ders çalışıyor mu diye takip etmesi eklenince işler çığırından çıkabilirdi. Bu durum da ister istemez Tutku’ya yansıyabilirdi. Nitekim de öyle oldu…

Okullar başlamış, günde 9 dersten sonra bir de üstüne 4 saat dershane etütü eklenince beynim allak bullak olmuştu. Dershaneden akşam 7.30’da çıkıyordum. Eve vardığımda yemeğimi yiyip televizyon karşısında sızıp kalıyordum. Bu sürede de ister istemez Tutku’yla mesajlaşmalarımız yarıda kalıyor tabiri caizse kızı takmıyormuşum gibi bir hava uyandırıyordu. Ama ne yapayım ki? Elimde olmayan şeylerdi bunlar. Uykusuzluğu ve yorgunluğu bünyem hiçbir zaman kaldıramamıştır.

 Bu durum Ağustos’tan Eylüle kadar böyle devam etti durdu. En sonunda Tutku’nun hoşnutsuzluğu tavırlarına yansımıştı. Muhtemelen o’na karşı olan ilgimi yitirdiğimi aşkımızın bittiğini sanıyordu. En azından ben böyle hissediyordum. Çünkü Tutku öyle bir kişilikti ki eğer bir şeye kızarsa veya hoşnutsuz olursa hep susardı. Yüzü gülmezdi, somurtmazdı da sadece sessiz kalırdı, ağzını bıçak açmazdı. Adeta bir ruh olurdu… 

Neden böyle yaptığını sorduğunuz zaman da uykusuz olduğunu bahane ederdi. Hâlbuki arkadaşlarıyla gayet şen şakraktı… Tutku'yla olan muhabbetimiz biraz azalmıştı. Çünkü okulun, dershanenin yükü buna ek olarak üzerimde ki sorumluluklar bana ağır gelmişti. Benim de adeta ruhtan bir farkım kalmamıştı. Sonbaharın verdiği havayla da ruhum adeta melankolik olmuştu. Gerçi her sonbahar öyledir bana ama o dönem daha ağır gelmişti. Bir yandan üniversite hayatımı düşünürken diğer yandan da sevgilimi düşünüyordum.

 Genelde lise aşkları erkek sevgilinin üniversiteyi kazanmasıyla ve yeni ortamında sevgili yapmasıyla son bulurdu. Sanırım Tutku’da bunu düşünüyordu. Çünkü Tutku'nun yakın bir kız arkadaşının sevgilisi kazandığı üniversitede tanıştığı bir kızla sevgili olup o’nu terk etmişti. Bu durum Tutku’yu da bir hayli etkilemiş olacak ki birkaç kez aramızda bu mevzu geçmişti. Bense böyle bir şeyin ne kadar iğrenç olduğunu madem ilişkilerin sonlanacaksa başlamasının gereksiz olduğundan bahsetmiştim. Aslında o dönemler tam da böyle düşünüyordum yalan yok şimdi..

Lise Aşkları... || Bölüm 5: Eksiklik Hissi

İlişkimizin ilk üç ayı yaz tatiline kadar sıradan geçmişti. Yani bildiğiniz klasikler işte. Ay dönümlerinde hediyeler almalar, sinemalara gitmeler, cafelerde oturmalar falandı filandı. Ama bir türlü yakınlaşamamıştık. Gerçi birbirimize attığımız mesajları okuyanlar sanır ki ne güzel ilişkileri var birbirlerini çok seviyorlar vesaire derler ama sanki bir şeyler eksikti. Mesela 3 ay geçmesine rağmen hala öpüşememiştik. Sadece el-ele tutuşmaktan başka.. Hatta bazen o da yoktu.. İlginçti yani tanıdık birilerinin görmesinden ürktüğünü söylemişti gerçi. Ama kime ne ki? Aşktan, sevgiden daha masum bir şey var mıydı dünyada?


Yaz tatili geldi çattı. Ailemle beraber Bodrum’a gidecektik ve ben okulun bitmesine her öğrenci kadar çok sevinmiştim. Ama bir yandan da içim buruktu. Çünkü düşünsenize lisedesiniz ve bir sevgiliniz var ama sadece facebook’ta ilişki durumundan öte olamayan bir sevgili. Elini tutarsınız birisi görecek diye kaçar. Öpmeye çalışırsınız kendini geri çeker. Ama sorsanız sizi dünyalardan daha fazla sevdiğini söyleyecektir. Bu durum birkaç defa tekrarlanınca artık benim de iyice canım sıkılmaya başlamıştı. Beni sevmediğini düşünüyordum. Çünkü seven insan laftan öteye geçer en azından bir bakışı, bir hareketi ne bileyim bunu belli ederdi. Ne yapabilirim diye düşünürken aklıma kendimi biraz geri çekmek geldi. Belki biraz abartmış olabilirim ama bunu yaparsam bana bağlanacağına inanıyordum.


Neyse planımı yaptım ve uygulamaya koydum. Atılan mesajlara geç cevap verilecekti. Aramalar yanıtsız bırakılacaktı ve bahaneler uydurulacaktı. Bildiğiniz odun’u oynamaya karar verdim. Yaklaşık 1 ay böyle devam etti. Hatta tatildeyken ben durumu iyice abartıp aşkımlı, canımlı, cicimli konuşmaları bırakıp o’na ismiyle hitap etmeye başlamıştım. Tutku bu durumdan aşırı rahatsız olduğunu belirtti ve o’da bana tavır takınmaya başladı. Bir hafta boyunca hiç konuşmadık ne de iletişim kurduk. Sonunda kazanan taraf ben oldum ve ilişkimiz normal seyrine döndü.


Tatilden dönmüştüm ve Tutku'yla buluşma ayarlamak için mesajlaşıyorduk. Uygun bir gün bulduk ve Büyükçekmece Festival Cafe’de buluşmaya karar verdik. Yanında Tutku'nun sitesinde oturan samimi arkadaşı Dilara ve sevgilisi Oğuzhan da gelecekti. Anlaştık ve buluşma gerçekleşti. Tutku bu sefer öncesinden daha farklıydı. O’na gösterdiğim ilgiyi karşılıksız bırakmıyordu. Hatta bildiğiniz gerçek anlamda sevgili olmuştuk. Artık el-ele tutuşuyor, öpüşüyor ve birbirimize olan sevgimizi gösteriyorduk. Okullar başlayana kadar muhabbetimiz bir hayli artmıştı. Sevgilisi olan samimi arkadaşlarımızla çiftler halinde beraberce sinemalara, cafelere gidiyor günümüzü gün edip zamanımızı geçiriyorduk. Anlayacağınız çok güzel zamanlardı.  

24 Ekim 2013 Perşembe

Lise Aşkları... || Bölüm 4: Çıkma Teklifi

Gel zaman git zaman bir-bir buçuk ay böyle birbirimizi tanımakla geçti. Ardından Tutku'nun en yakın arkadaşı, kankası olan Ezgi denen zerzevatla tanıştık. Ezgi çok edepsiz bir kız. Bildiğiniz travesti sesli, karga burunlu, kıskanç, fesat ve lise 2’lerin de en popüler kızıydı. Ben hiç hazzedemedim kendinden ama neyse ben hikayeme devam edeyim. 


Nisanın 26’sı olması gerekiyor o gün okul çıkışı Ezgi yanıma gelip Tutku'yla Mimaroba’da takılacağını benim de gelip gelemeyeceğimi sordu. Ben de tamam gelirim dedim. Ardından okulun önünden mavi Mimaroba otobüslerine binip gideceğimiz yere vardık ve Ezgilerinin sitesinin bahçesinde bir bank’ta oturduk. Hava biraz soğuktu ve Tutku yalnızca bir tişörtle duruyordu. Üşüdüğü her halinden belliydi. Ben de Tutku’ya isterse montumu verebileceğimi söyledim. Direttiysem de kabul etmedi. Titremeye başlayınca ben de en sonunda bir elimle sarıldım. Bir sessizlik oldu. Ezgi bana kaş göz yapıp çıkma teklifi etmem gerektiğini söyledi. Tabi ben de ki de inat ya uzattıkça uzatıyorum. Bu arada Ezgi'yle de birbirimize mesaj atarak iletişim kuruyoruz.


En sonunda ben de Ezgi'ye mesajımda dedim ki madem Erkekler çıkma teklifi ediyor o zaman en azından benden hoşlandığını söylesin bari ben de buna göre çıkma teklifi edeyim. Ezgi de o zaman sor dedi. Ben de Tutku’ya dönüp eğer benden hoşlanıyorsan sevgili olabiliriz dedim. O da zar zor da olsa hoşlandığını söyledi ve her şey böylece başlamış oldu.



Artık sevgili olmuştuk. Garip ve farklı bir duyguydu. Çünkü insan büyüdükçe ciddileşiyor buna paralel olarak da ilişkileri de ciddileşiyor ve daha gerçekçi hal alıyor.  İlişkimizin ilk ayları birbirimizi daha yakından tanımakla geçmişti. Tutku’yu gözlemlediğim kadarıyla o zamanlar yerine göre sessiz-sakin yerine göre ise gırgır-şamata yapan bir kızdı. Yani kısacası ortamına göre takılıyordu. Güzel miydi? Yani evet sanırım.. Göze hitap etmezse gönle de hitap etmez çünkü. En azından ben böyle düşünüyordum. 


                                             Portofino'da aşkımı buldum

                                             Çünkü hâlâ hayallere inanıyorum
                                             Kaderin garip oyunu
                                             Portofino'da kalbimi aldı
                                             Sabahin tatlı büyüsünde
                                             Deniz seni bana getirdi
                                             Gözlerimi hafifçe kapatıyorum
                                             ve yanımda
                                             Portofino'da
                                             Seni tekrar görüyorum