24 Kasım 2014 Pazartesi

İlknur, Seni Çözemedim.. :/

Bir önceki yazımda ortaokul da yaşadığım aşklardan, İlknur’dan bahsetmiştim ve İlknur’la daha sonra neler yaşadığımı anlatacağımı söylemiştim. Evet başlayalım isterseniz. Okulun bitmesiyle ve yaz mevsiminin gelmesiyle beraber yoğunluk ortadan kalkmıştı. İlknur’la konuşmaya hala devam ediyorduk ama yeniden çıkmıyorduk da yani nasıl desem… Bir aşk veya sevgi vardı ama adı belli değildi ve sevgili gibi de değildik ama misal ben birinden hoşlandığımı söylesem, o yönde ayak yapsam İlknur kıskançlık krizlerine giriyordu. Aynı şey benim için de geçerliydi. Saatlerce MSN’den konuşur veya mesajlaşırdık. İlknur birinden (erkek) bahsetse hemen sinirlenirdim ve yine aynı şekilde ben bahsetsem o da hemen sinirlenirdi. Sevgili triplerine girerdik.



Günlerimiz genelde akşamları mahallede dolaşmakla, sohbet etmekle geçerdi. Her gün birbirimize daha da yakınlaşıyorduk ama daha önce İlknur’a karşı eşeklik yaptığım için bu olayın sonu nereye gidecek onu da kestiremiyordum. Neticesinde bir nevi kızı terk etmiş, ağlatmış, gururuyla oynamıştım. Gerçi o olaydan sonra bayağı bir olgunlaşmıştım. Hani derler ya nirvana’ya ulaştım, kırklara karıştım… O olaydan sonra bayağı bir vicdan muhasebesi yapıp kendime çeki düzen vermiştim. Bunun sonucu olarak da etik değerlerim ilk o zamanlar şekillenmişti diyebilirim.

Neyse efendim gel git, günler böyle geçti. Sürekli İlknurla konuşarak hem onu daha yakından tanıyor hem de birbirimize daha çok ısınıyorduk. Aramızdaki buzlar da zamanla eriyordu.

Bir gün hiç unutamayacağım bir an yaşatmıştı İlknur bana. Bir haftalığına dedesini ziyarete Bursaya gitmişlerdi ailecek. O gün telefonla beni aradı ve beni çok özlediğini, mutlaka görmek istediğini söyledi. Ben de nasıl olacak ki 1 haftalığına gitmedin mi kızım sen diyordum. Birden duraksadı ve akşam yanımda olacağını söyleyip,  buluşmak için hazır olmam gerektiğini ekleyerek telefonu kapattı. Şaşırmıştım çılgın kız ne yapacaktı acaba J aradan bir saat geçti geçmedi aradı beni ve deniz otobüsüyle İstanbul’a geldiğini söyledi. Daha sonra işte özetlersek otobüsle de Beylikdüzü’ne geçti bense otobüs durağında onu bekliyordum. En sonunda gelebildi, otobüsten iner inmez boynuma atladı ve bana sımsıkı sarıldı. Çok şaşırmıştım cidden şaka falan yaptığını sanıyordum ama benim için ailesine haber vermeden böyle bir maceraya girişmesi gerçekten çok anlamlıydı. İçim bir hoş olmuştu, şımarmıştım hafiften. Nerede kalacağını falan sordum arkadaşında kalacağını söyledi. Bir, iki saat takıldıktan sonra arkadaşının oturduğu ev’e doğru yürümeye başladık. Saatte iyiden iyiye geç olunca İlknur’u yanağından öpüp uğurlamıştım.



İlknurla abartısız her gün iki saat telefonla konuşuyorduk. Artık ya elim uyuşuyor, ya başım ağrıyor, ya da kontörüm bitiyordu. O derece psikopatlaşmıştık J Günler böyle geçerken bir gün İlknur taşınacaklarından bahsetti. Ben tabi dumur oldum. Neden, niye, nereye diye soru bombardımanına tuttum İlknur’u. O da işte evlerini satacaklarını Güzelşehir’den villa aldıklarını iki hafta içinde taşınacaklarından falan bahsetti. Ulan Güzelşehir neresi ilk defa duyuyordum. İlknur’a bu soruyu sorduğumda Kumburgaz’da olduğunu öğrendim. Kumburgaz nere Beylikdüzü nere… Üzülmüştüm kısaca eskisi gibi sık görüşemeyecektik. Halbu ki ben İlknur’a çıkma teklifi etmeyi falan düşünüyordum.



Sonraları biraz daha tuhaf gelişti her şey… Ben cesaretimi toplayıp İlknur’a çıkma teklifi etmenin provasını falan yapıyordum. 3-4 gün sonra tekrar buluştuk. Onu evinin önünden aldım ve 2-3 sokak ilerisindeki Kuğulu Park adlı bir cafeye götürdüm. İki üç bir şey içtikten sonra muhabbet daha da koyulaşmıştı. Sonra cesaretimi toplayıp İlknur’a önemli bir şey söyleyeceğimden bahsettim. Bir anda ortam buz kesti. Tam ağzımı açacakken İlknur bir anda beni susturup “Efe bana çıkma teklifi edersen kabul etmeyeceğimi biliyorsun değil mi” dedi. İşte o an göt gibi kaldım. 1-2 dakika sessizlik olduktan sonra anca ne alakası var ya diyebilmiştim. Lafı eveleyip geveledim… İlknur resmen laflarımı ağzıma tıkmıştı. Hiçbir şey diyemedim. Tadım kaçmıştı. O gün öyle gereksiz ve boş geçmişti. İlknur’u evine bıraktım. Oradan da koca bir sıfırla kendi evimin yolunu tuttum.  




Çok bozulmuştum. O kadar bozulmuştum ki ne İlknur’un mesajlarına cevap veriyordum ne de aramalarını yanıtlıyordum. İki hafta sonra da taşındılar zaten. O günden sonra uzun bir müddet boyunca ne İlknur benle konuşacaktı ne de ben onla konuşacaktım. İlknur beni iyi sikmişti anlayacağınız. 



Derken tabi aradan iki sene geçti liseden bir sevgilim oldu (önceki yazılarda Lise aşkları diye ararsanız bulursunuz) o da daha sonraları ortak bir arkadaşımız aracılığıyla İlknur mevzularını falan öğrenmiş. İlknur’u zorla bana face’ten sildirdi. İlknur’da zaten o aralar başka biriyle çıkmaya başlamış, ikimiz de ayrı yollara sapmıştık. Bu olayların üstünden de tabi bir iki sene geçti, lise son oldum. Lisedeki sevgilimle ayrıldık ve ben de İlknur’u yeniden facebook’tan ekledim.



Bir ara onu çok özlediğimden ve buluşmaktan falan bahsetsem de kendisinin de beni çok özlediğini ama yoğun olduğundan, kendisinin haber vereceğinden söyleyip konuşmayı sonlandırmıştı. Bir müddet daha haber gelmeyince İlknur’dan ben de yeniden mesaj atmayı denedim. Yaz tatiline çıkacağımız akşam İlknur’a tatile çıkacağımı döndükten sonra mümkünse buluşabilip bulaşamayacağımızı sordum. İlknur da sen bi dön de görüşürüz demişti. Sonra benim ahmaklığıma geldi dönmedim, unuttum işte… Üniversite yerleşme hedeleri falan filan vardı o aralar. Üniversiteye yerleştikten sonra İlknur’a yeniden ve son olarak bir mesaj daha attım. Özlediğimden falan bahsettim havadan sudan konuştuk bir müddet. İlknur da dön görüşelim dedi. Sonra İstanbula döndükten sonra İlknur’a geldiğimi söyledim. İlknur hoş geldin dedi başka da bir şey demedi. Yani ben birkaç şey daha yazdım ama İlknur dönmedi. Yaklaşık 2hafta bana yanıt vermeyince ben de gurur yapıp İlknur’u sildim ve böylece bu saçma hikâyem de sona erdi. Aslına bakarsanız fazla bir şey yaşamadık İlknur’la ama şu ana kadar çıktığımın kızların içinde en çok ona saygı duyuyorum. Ne kötü olduk ne iyi olduk… Çok saçma bir şekilde yollarımızı ayırdık… Bir de zaman belirteyim hikâyenin başı 2008-2009’da geçiyor, bu en son İlknur’a facebooktan gönderdiğim mesajın tarihi ise 20 Nisan 2012. Geçen sene İlknur’u twitter’dan takip ettiysem de geri dönmediği için ben de sallamadım, unf. Yaptım. :/





Heralde benim haricimde hiç kimse bu kadar saçma, ne idüğü belirsiz bir ilişki yaşamamıştır. Esen kalın arkadaşlar… Bir sonra ki yazım da görüşmek dileğiyle.

İsmimi sansürledim burada. Bu taş hala Beylicium Mado'da duruyor.. Eski günlerin hatrına...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder