Bir önceki yazımda ortaokul da yaşadığım aşklardan,
İlknur’dan bahsetmiştim ve İlknur’la daha sonra neler yaşadığımı anlatacağımı
söylemiştim. Evet başlayalım isterseniz. Okulun bitmesiyle ve yaz mevsiminin
gelmesiyle beraber yoğunluk ortadan kalkmıştı. İlknur’la konuşmaya hala devam
ediyorduk ama yeniden çıkmıyorduk da yani nasıl desem… Bir aşk veya sevgi vardı
ama adı belli değildi ve sevgili gibi de değildik ama misal ben birinden
hoşlandığımı söylesem, o yönde ayak yapsam İlknur kıskançlık krizlerine
giriyordu. Aynı şey benim için de geçerliydi. Saatlerce MSN’den konuşur veya
mesajlaşırdık. İlknur birinden (erkek) bahsetse hemen sinirlenirdim ve yine
aynı şekilde ben bahsetsem o da hemen sinirlenirdi. Sevgili triplerine
girerdik.
Günlerimiz genelde akşamları mahallede dolaşmakla,
sohbet etmekle geçerdi. Her gün birbirimize daha da yakınlaşıyorduk ama daha
önce İlknur’a karşı eşeklik yaptığım için bu olayın sonu nereye gidecek onu da
kestiremiyordum. Neticesinde bir nevi kızı terk etmiş, ağlatmış, gururuyla
oynamıştım. Gerçi o olaydan sonra bayağı bir olgunlaşmıştım. Hani derler ya
nirvana’ya ulaştım, kırklara karıştım… O olaydan sonra bayağı bir vicdan
muhasebesi yapıp kendime çeki düzen vermiştim. Bunun sonucu olarak da etik
değerlerim ilk o zamanlar şekillenmişti diyebilirim.
Neyse efendim gel git, günler böyle geçti. Sürekli
İlknurla konuşarak hem onu daha yakından tanıyor hem de birbirimize daha çok
ısınıyorduk. Aramızdaki buzlar da zamanla eriyordu.
Bir gün hiç unutamayacağım bir an yaşatmıştı İlknur
bana. Bir haftalığına dedesini ziyarete Bursaya gitmişlerdi ailecek. O gün telefonla
beni aradı ve beni çok özlediğini, mutlaka görmek istediğini söyledi. Ben de
nasıl olacak ki 1 haftalığına gitmedin mi kızım sen diyordum. Birden duraksadı ve
akşam yanımda olacağını söyleyip, buluşmak için hazır olmam gerektiğini
ekleyerek telefonu kapattı. Şaşırmıştım çılgın kız ne yapacaktı acaba J
aradan bir saat geçti geçmedi aradı beni ve deniz otobüsüyle İstanbul’a
geldiğini söyledi. Daha sonra işte özetlersek otobüsle de Beylikdüzü’ne geçti
bense otobüs durağında onu bekliyordum. En sonunda gelebildi, otobüsten iner
inmez boynuma atladı ve bana sımsıkı sarıldı. Çok şaşırmıştım cidden şaka falan
yaptığını sanıyordum ama benim için ailesine haber vermeden böyle bir maceraya
girişmesi gerçekten çok anlamlıydı. İçim bir hoş olmuştu, şımarmıştım hafiften.
Nerede kalacağını falan sordum arkadaşında kalacağını söyledi. Bir, iki saat
takıldıktan sonra arkadaşının oturduğu ev’e doğru yürümeye başladık. Saatte
iyiden iyiye geç olunca İlknur’u yanağından öpüp uğurlamıştım.
İlknurla abartısız her gün iki saat telefonla
konuşuyorduk. Artık ya elim uyuşuyor, ya başım ağrıyor, ya da kontörüm
bitiyordu. O derece psikopatlaşmıştık J Günler böyle
geçerken bir gün İlknur taşınacaklarından bahsetti. Ben tabi dumur oldum.
Neden, niye, nereye diye soru bombardımanına tuttum İlknur’u. O da işte
evlerini satacaklarını Güzelşehir’den villa aldıklarını iki hafta içinde
taşınacaklarından falan bahsetti. Ulan Güzelşehir neresi ilk defa duyuyordum.
İlknur’a bu soruyu sorduğumda Kumburgaz’da olduğunu öğrendim. Kumburgaz nere
Beylikdüzü nere… Üzülmüştüm kısaca eskisi gibi sık görüşemeyecektik. Halbu ki
ben İlknur’a çıkma teklifi etmeyi falan düşünüyordum.
Sonraları biraz daha tuhaf gelişti her şey… Ben
cesaretimi toplayıp İlknur’a çıkma teklifi etmenin provasını falan yapıyordum.
3-4 gün sonra tekrar buluştuk. Onu evinin önünden aldım ve 2-3 sokak ilerisindeki
Kuğulu Park adlı bir cafeye götürdüm. İki üç bir şey içtikten sonra muhabbet
daha da koyulaşmıştı. Sonra cesaretimi toplayıp İlknur’a önemli bir şey söyleyeceğimden
bahsettim. Bir anda ortam buz kesti. Tam ağzımı açacakken İlknur bir anda beni
susturup “Efe bana çıkma teklifi edersen kabul etmeyeceğimi biliyorsun değil
mi” dedi. İşte o an göt gibi kaldım. 1-2 dakika sessizlik olduktan sonra anca
ne alakası var ya diyebilmiştim. Lafı eveleyip geveledim… İlknur resmen
laflarımı ağzıma tıkmıştı. Hiçbir şey diyemedim. Tadım kaçmıştı. O gün öyle
gereksiz ve boş geçmişti. İlknur’u evine bıraktım. Oradan da koca bir sıfırla
kendi evimin yolunu tuttum.
Çok bozulmuştum. O kadar bozulmuştum ki ne İlknur’un
mesajlarına cevap veriyordum ne de aramalarını yanıtlıyordum. İki hafta sonra
da taşındılar zaten. O günden sonra uzun bir müddet boyunca ne İlknur benle
konuşacaktı ne de ben onla konuşacaktım. İlknur beni iyi sikmişti
anlayacağınız.
Derken tabi aradan iki sene geçti liseden bir sevgilim oldu (önceki
yazılarda Lise aşkları diye ararsanız bulursunuz) o da daha sonraları ortak bir
arkadaşımız aracılığıyla İlknur mevzularını falan öğrenmiş. İlknur’u zorla bana
face’ten sildirdi. İlknur’da zaten o aralar başka biriyle çıkmaya başlamış,
ikimiz de ayrı yollara sapmıştık. Bu olayların üstünden de tabi bir iki sene
geçti, lise son oldum. Lisedeki sevgilimle ayrıldık ve ben de İlknur’u yeniden
facebook’tan ekledim.
Bir ara onu çok özlediğimden ve buluşmaktan falan
bahsetsem de kendisinin de beni çok özlediğini ama yoğun olduğundan, kendisinin
haber vereceğinden söyleyip konuşmayı sonlandırmıştı. Bir müddet daha haber
gelmeyince İlknur’dan ben de yeniden mesaj atmayı denedim. Yaz tatiline
çıkacağımız akşam İlknur’a tatile çıkacağımı döndükten sonra mümkünse buluşabilip
bulaşamayacağımızı sordum. İlknur da sen bi dön de görüşürüz demişti. Sonra
benim ahmaklığıma geldi dönmedim, unuttum işte… Üniversite yerleşme hedeleri
falan filan vardı o aralar. Üniversiteye yerleştikten sonra İlknur’a yeniden ve
son olarak bir mesaj daha attım. Özlediğimden falan bahsettim havadan sudan
konuştuk bir müddet. İlknur da dön görüşelim dedi. Sonra İstanbula döndükten
sonra İlknur’a geldiğimi söyledim. İlknur hoş geldin dedi başka da bir şey
demedi. Yani ben birkaç şey daha yazdım ama İlknur dönmedi. Yaklaşık 2hafta
bana yanıt vermeyince ben de gurur yapıp İlknur’u sildim ve böylece bu saçma hikâyem
de sona erdi. Aslına bakarsanız fazla bir şey yaşamadık İlknur’la ama şu ana
kadar çıktığımın kızların içinde en çok ona saygı duyuyorum. Ne kötü olduk ne
iyi olduk… Çok saçma bir şekilde yollarımızı ayırdık… Bir de zaman belirteyim hikâyenin
başı 2008-2009’da geçiyor, bu en son İlknur’a facebooktan gönderdiğim mesajın
tarihi ise 20 Nisan 2012. Geçen sene İlknur’u twitter’dan takip ettiysem de
geri dönmediği için ben de sallamadım, unf. Yaptım. :/
Heralde benim haricimde hiç kimse bu kadar saçma, ne
idüğü belirsiz bir ilişki yaşamamıştır. Esen kalın arkadaşlar… Bir sonra ki yazım
da görüşmek dileğiyle.
![]() |
| İsmimi sansürledim burada. Bu taş hala Beylicium Mado'da duruyor.. Eski günlerin hatrına... |








Hiç yorum yok:
Yorum Gönder