15 Kasım 2014 Cumartesi

Dostluklar Üzerine...

Merhaba sevgili dostlar nasılsınız? Keyifler nasıl? Umarım iyisinizdir. Bugün ne konuşsak neler anlatsam diye düşünüyorum. Dostluk üzerine konuşalım mı biraz? Hadi konuşalım öyleyse. Hayatta iki çeşit arkadaş grubu vardır bence. Bunlardan biri kardeş gibi olduğunuz, yokluğunda özlediğiniz insanlardır. Bir diğeri ise olsa da olur olmasa da olur tarzı insanlardır. Bu gruba sadece merhaba der geçersiniz. Tabi arafta kalan, varlığı kesinleşmemiş ne iyi ne kötü arkadaşlarınız da vardır. Onlara da ortam arkadaşları diyorum ben kısaca.



Ben arkadaşlık ilişkileri konusunda biraz bahtsızım. Aslında çok arkadaşım var ama bunların çoğu ikinci gruba giren insanlar. Kısacası olsa da olur olmasa da olur tarzı insanlar… O zaman size başımdan geçen bir hikayemi anlatayım. Lise mezuniyetimiz vardı mesela. Arkadaşlık konusunda ben de derin izler bırakmıştı ve insanlara çok güvenmemem gerektiğini anlamıştım. Her neyse konuya geçelim. Lise mezuniyetini Beşiktaş’ta bulunan Dedeman Otelin’de yapmayı kararlaştırmıştı bizim okul. O gün işte güzel güzel giyindim, spor bir takım elbise giymiştim. En güzel parfümümü sıkıp hazırlanmıştım. Trafik berbat olduğu için babam’a beni bırakmasına gerek olmadığını söyleyip metrobüsle gideceğimi söylemiştim. Neyse efendim metrobüse bindim gittim. Otel’e ilk varan bendim J malum bizim arkadaşlar ya taksi, ya da özel araçla geldiği için trafiğe bayağı takılmışlardı. Sonra işte malumunuz herkes toplandı, masalara yerleştik yemekler geldi yemekler gitti. Müzikler çalmaya başladı, kimi kurtlarını döktü, kimi dışarı çıkıp tekelden bira alıp kuytu köşelerde içtiler. Ben ne yaptım peki ben de mal mal kurtlarımı döktüm. Ulan dans etmeyi hiç sevmem, güzel de dans edemem zaten, üstüne üstlük kafam da iyi değildi ama işte lise bitiyordu ya onun kafasını yaşıyordum. Mal mal dans ettik işte misket falan çaldılar, hatta Rumeli havası bile vardı…



Neyse dans sefası bitti bizim arkadaşlar dedi buradan sonra Reina’ya gidiyoruz kimler gelecek kararlaştıralım vs. bir şeyler söylediler. Tabi beni direkt çağıran olmadı orası ayrı da… Sonra efendim Alp diye bir arkadaşım var (götün teki güya en yakın arkadaşım ya neyse daha bahsedeceğim ondan.) bana dedi Reina’ya gidiyoruz gelecek misin? Tamam olur dedim gidelim. Bu arada ömrü hayatımda Reina görmemiş adamım niye demeyin çünkü reşit değiliz o zamanlar. Sonra işte mezuniyet gecemiz bitti Otelin önündeyiz. Aramızda yaş problemi çeken arkadaşlar falan vardı sıkıntı çıkmasın diye konuşuyoruz bir de dam olayı meselesi var nasıl olacak falan diye konuşuyoruz neyse aralarında halletti arkadaşlar mevzuları. Arkadaşın abisinin Volkswagen karavanına binmeye başladı arkadaşlar bi baktım bana yer kalmadı göt gibi kaldım.

Ulan aslında çok sinirliyim ağzımı bozmayayım diyorum ama sansüre’de karşıyım. Siktimin götverenleri! Neyse arkadaşlar ben karavan’a bakıyorum bakalım bizimkiler bi şey diyecek mi diye kimseden çıt çıkmıyor hatta bizim Alp’den bile ses yok amk herkes binmiş ya arabaya keyifler gıcır bizi sikleyen yok… Orospu çocukları… Neyse Aycan (Arabanın sahibi elamanın kızkardeşi arkadaşımız) tuttu dedi Efe'cim istersen taksi tut gel orada buluşuruz dedi. Tamam dedim taksi buldum bindim taksiye dedim abi Reina’ya. Neyse Allahtan Reina yakın fazla tutmaz diye sevinirken taksici götoş emmi bana taksimetrede yazan fiyatın on katını söylemesin mi! Abovvvv! Dedim abi sen ne diyosun ya taksimetrede yazanla senin dediğin aynı mı dedim! Adam tuttu dedi yeğenim senin gittiğin yer pahalı ama, burası özel tarifeye giriyor. Ben iyice sinirlendim dedim abi dedim bak taksimetrede ne yazıyorsa o dedim gece gece adam sikme dedim taksimetrede yazan parayı koltuğa koydum hadi ben gidiyorum dedim. Adam har-hur-kar-kur göt göt bir şeyler dedi hiç siklemedim uzaklaştım. 



Sonra işte Aycanları aradım dedim ben geldim böyle böyle. Aslında Alp efendiyi aradım iki kez o açmayınca macbur Aycan’ı aramak zorunda kalmıştım. Neyse konuştuk ettik, Reina’nın önünde buluştuk. Herkes bayağı bi stres olmuştu işte bi kısım diyordu giremezsek ne olacak. Bi kısım da diyordu giren olup da giremeyen olursa herkes çıksın başka yere gideriz, diğer bi kısım ben girersem çıkmam kimse kusura bakmasın… Anlayacağınız herkes birbirine siktir çekmeye başladı, saçma bir ortam oluştu neyse. Biz şansımızı denedik kapıya geldik, polis üstümüzü aradı kimliğimize baktı geçin dedi. Sorun olmadı herkes kapıdan geçebildi. Neyse efendim Reina’ya girdik, üstümüzde boğaz köprüsü, önümüzde boğaz gerçekten güzel bir yerdi çalınan müzikler falan… Yani mekan güzeldi. Şimdi tek bir sorun kalmıştı nereye gidecektik? İnanın  adım atacak yer yok! Vıcık vıcık insan kaynıyor her yer. Canım sıkıldı barmen’in olduğu yere gittim bi vodka-redbull istedim 25TL dedi eleman içimden kocaman bi hassiktir çektim ama dedim mezuniyet ulan siktiret… Verdim parayı içtim. Bi de düşünün bu olay 4-5 sene önce o zamanlar 25TL ise şimdi ne kadar olmuştur bi vodka-redbull Allah bilir… Neyse yarım saat bir saat takıldık mekânda ama sevemedik çok kalabalık olduğu için sıkıldık sonra arkadaşlar dedi o zaman Mojito’ya geçelim orası daha sakindir hem fiyatlar da iyidir orada.



Neyse Mojito’ya geçtik mekan daha ferahtı, fiyatlar da el yakmıyordu. Bizim arkadaşlar da büyükçe loca tarzı bir yere geçtiler. Tahminen 10-15 kişi falanız yarısı kız yarısı erkek. İşte masaya şişe söylediler. Tabi ben görünmez gibi bir şeydim kimse siklemiyordu beni. Ben de onları siklemiyordum gerçi hoş…  Neyse baktım bunlar şişe açtırıyor ben de gittim bar kısmına 5+2 tekila shot içtim. Hızlı hızlı içtim ki kafam iyi olsun anasını satayım. Neyse kafam iyi oldu bizimkilerin yanına döndüm herkes zum-zum olmuş masaya çıkmış bi kaç kız salak salak dans ediyor. Ben de ortama uydum üç-beş sallanmalı saçma bi şekilde dans ettim. Zaman ilerledi eğlendik, takriben  saat 3 falan oldu kızlar da kötüleşti babalar anneler aramaya da başlayınca ev’e dönme yolculuğu başladı.



Bizim gruptan 3 kız’ı babaları alacakmış o yüzden karavanla dönmek istemediğini söyledi. Neyse bana yer açıldı ben de karavan’a geçtim. Karavan dediysem de çok dandik bi araba arka da koltuklar yok yani 2 önde onun arkasında normal araba arka koltuğu sonra onun arkası boş, teknik servis aracı hesabı yani. Ben de oraya geçtim. Koltuklara, yani ön taraflara kızlar oturdu arka tarafta biz erkekler kaldık. Florya’ya yaklaştığımızda kızları araba tutsa gerek fenalaşıp kusmaya başladılar. Sonrası malum daha da iğrençleşti camları açtık, camdan kusmaya çalışan bir arkadaş dışarı kustuğunu sanarken aslında  rüzgar onu bizim üzerimize atıyordu. Allahtan ben koltuğu siper ettim kendime bana pek bi şey gelmedi ama daha geride oturanlar bildiğiniz kusmuk banyosu yaptı. Durumlar kötüye gidince yol üzerinde bi benzin istasyonunda durmak zorunda kaldık. 




Midesi bulanmayanların bile o vaziyette mideleri bulanmaya başlamıştı.  Neyse indik araçtan kimisi yere kusmaya başladı kimisi tuvalete gitti. Bizim Aycan’ın abisi de bana döndü dedi ya zahmet olmazsa şu marketten 3-4 su biraz da naneli sakız alır mısın dedi tamam dedim. Önce tuvalete uğradım kendimi kusturdum, sonra markete gittim. Su, sakız vs. aldım son paramı verdim çıktım arabaya gidiyorum. Ulan! Lan! Bi de ne göreyim araba piyasada yok. Arabanın olduğu yerde sadece kusmuklar ve küfür eden pompacılar kalmıştı. Ulan yok ya olamaz beni unutmuşlar mıydı? Ulan harbiden unutmuşlardı ya la :@ İbnenin evlatlarına bak ya… Ulan ne kızdım ne kızdım var ya… Param olsaydı taksi tutar dönerdim de… Param da yoktu ki amına koyayım… Sonra Alp efendiyi aradım adam yine açmadı… AMK cidden çok sinirlenmiştim. Sonra Aycan’ı aradım dedim Aycan beni unuttunuz benzinlikte kaldım ben… Sonra durumu fark etti. Telefonu abisine verdi. İşte dedi ya kusura bakma unuttuk seni biz geri dönemeyiz ama sağ’a yanaşalım sen taksi tut gel dedi. Dedim param kalmadı son parayı sakız’a suya verdim dedim tamam dedi sen tut taksiyi biz öderiz dedi. Neyse taksiyi tuttum 1-2 km sonra bizimkilerin arabayı gördüm, taksiden indim arkadaşın abisi taksi parasını ödedi. Araca bindik gidiyoruz. Millet taşak geçiyor benle aa nasıl unuttuk kusura bakma falan diye… Amına koyduğumun ciğersiz, pezevenkleri… İşte arkadaşlığınızın ölçüsü gurur duyun. Kendinizi sorgulayacağınız yerde bi de alay ediyorsunuz… Bunları içimden söyledim ama. Eve varıncaya kadar hiç konuşmadım.





Beylikdüzü’ne yaklaştık Beylicium durağının orda indim. Hava aydınlanmıştı, hala kafam iyiydi, üst geçidi tırmandıktan sonra evin yolunu tuttum. Kapıyı sessizce açarken, kapının mandalının takılı olduğunu fark ettim ve zile basmak zorunda kaldım. Babam kapıyı açtı ama kızmıştı hiçbir şey söylemedi ben de dişlerimi fırçalayıp, su içtikten sonra kendimi direkt yatağa attım. Ertesi gün de LYS sınavımız var siz düşünün… Kendime şu an çok kızıyorum şimdi ki aklım olsaydı da keşke gitmeseydim diye…

İşte böyle şerefsiz, bencil, züppe arkadaşlarım olmuştu lise de… Olmasalar da olurmuş aslında…



Bir de o gün mezuniyet gecesinden sonra Beşiktaş’ta oturan abimin evinde kalacaktım güya. Abimle sözleşmiştik önceden. Mezuniyet gecesi bittiğinde abimi aramıştım abim de kusura bakma biz evde değiliz kayınpederin evine gittik bu gece orada kalacağız söyleme fırsatım olmadı demişti telefonda… Ulan düşünsenize insanın abisi, kardeşi bile böyle yapıyorsa biz ne kadar arkadaşlıktan, dostluktan bahsedelim hepsi boş vallahi…

İşte o gün anladım ki ne kadar derin arkadaşlıklarınız olursa olsun, hepsi bir gün fos çıkıyor… Kardeşiniz bile size sırtını dönüyor. Geriye sadece bir başına siz kalıyorsunuz. O yüzden kendinizi her şeyden çok sevin, sizden değerli bir şey olmasın bu hayatta. Her şeyi kendiniz için yapın. Başkasına veya ilişkilere gereğinden fazla değer vermeyin. Ayaklarınız yerden kesilmesin. Çünkü her şeyin bir sonu vardır. Bu dostluklar da olur, ilişkilerde olur vb. şeyler de olur. Şu hayatta sizi en çok seven kişiler büyük ihtimalle ebeveynlerinizdir. Onlara da çok bağlanmayın. Gün gelir onlar da hayatı terk ederler ve siz yine bir başına kalırsınız… Daima güçlü olun, ayakta kalın.



Esen kalın arkadaşlar bugünlük benden bu kadar…




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder