Merhaba sevgili dostlar nasılsınız? Keyifler nasıl?
Umarım iyisinizdir. Bugün ne konuşsak neler anlatsam diye düşünüyorum. Dostluk
üzerine konuşalım mı biraz? Hadi konuşalım öyleyse. Hayatta iki çeşit arkadaş
grubu vardır bence. Bunlardan biri kardeş gibi olduğunuz, yokluğunda
özlediğiniz insanlardır. Bir diğeri ise olsa da olur olmasa da olur tarzı
insanlardır. Bu gruba sadece merhaba der geçersiniz. Tabi arafta kalan, varlığı
kesinleşmemiş ne iyi ne kötü arkadaşlarınız da vardır. Onlara da ortam
arkadaşları diyorum ben kısaca.
Ben arkadaşlık ilişkileri konusunda biraz bahtsızım. Aslında
çok arkadaşım var ama bunların çoğu ikinci gruba giren insanlar. Kısacası
olsa da olur olmasa da olur tarzı insanlar… O zaman size başımdan geçen bir
hikayemi anlatayım. Lise mezuniyetimiz vardı mesela. Arkadaşlık konusunda ben
de derin izler bırakmıştı ve insanlara çok güvenmemem gerektiğini anlamıştım.
Her neyse konuya geçelim. Lise mezuniyetini Beşiktaş’ta bulunan Dedeman Otelin’de
yapmayı kararlaştırmıştı bizim okul. O gün işte güzel güzel giyindim, spor bir
takım elbise giymiştim. En güzel parfümümü sıkıp hazırlanmıştım. Trafik berbat
olduğu için babam’a beni bırakmasına gerek olmadığını söyleyip metrobüsle
gideceğimi söylemiştim. Neyse efendim metrobüse bindim gittim. Otel’e ilk varan
bendim J
malum bizim arkadaşlar ya taksi, ya da özel araçla geldiği için trafiğe bayağı
takılmışlardı. Sonra işte malumunuz herkes toplandı, masalara yerleştik
yemekler geldi yemekler gitti. Müzikler çalmaya başladı, kimi kurtlarını döktü,
kimi dışarı çıkıp tekelden bira alıp kuytu köşelerde içtiler. Ben ne yaptım
peki ben de mal mal kurtlarımı döktüm. Ulan dans etmeyi hiç sevmem, güzel de
dans edemem zaten, üstüne üstlük kafam da iyi değildi ama işte lise bitiyordu
ya onun kafasını yaşıyordum. Mal mal dans ettik işte misket falan çaldılar,
hatta Rumeli havası bile vardı…
Neyse dans sefası bitti bizim arkadaşlar dedi
buradan sonra Reina’ya gidiyoruz kimler gelecek kararlaştıralım vs. bir şeyler
söylediler. Tabi beni direkt çağıran olmadı orası ayrı da… Sonra efendim Alp diye bir arkadaşım var (götün teki güya en yakın arkadaşım ya neyse daha
bahsedeceğim ondan.) bana dedi Reina’ya gidiyoruz gelecek misin? Tamam olur dedim
gidelim. Bu arada ömrü hayatımda Reina görmemiş adamım niye demeyin çünkü reşit
değiliz o zamanlar. Sonra işte mezuniyet gecemiz bitti Otelin önündeyiz.
Aramızda yaş problemi çeken arkadaşlar falan vardı sıkıntı çıkmasın diye
konuşuyoruz bir de dam olayı meselesi var nasıl olacak falan diye konuşuyoruz
neyse aralarında halletti arkadaşlar mevzuları. Arkadaşın abisinin Volkswagen
karavanına binmeye başladı arkadaşlar bi baktım bana yer kalmadı göt gibi
kaldım.
Ulan aslında çok sinirliyim ağzımı bozmayayım
diyorum ama sansüre’de karşıyım. Siktimin götverenleri! Neyse arkadaşlar ben
karavan’a bakıyorum bakalım bizimkiler bi şey diyecek mi diye kimseden çıt
çıkmıyor hatta bizim Alp’den bile ses yok amk herkes binmiş ya arabaya
keyifler gıcır bizi sikleyen yok… Orospu çocukları… Neyse Aycan (Arabanın sahibi
elamanın kızkardeşi arkadaşımız) tuttu dedi Efe'cim istersen taksi tut gel
orada buluşuruz dedi. Tamam dedim taksi buldum bindim taksiye dedim abi Reina’ya.
Neyse Allahtan Reina yakın fazla tutmaz diye sevinirken taksici götoş emmi bana
taksimetrede yazan fiyatın on katını söylemesin mi! Abovvvv! Dedim abi sen ne
diyosun ya taksimetrede yazanla senin dediğin aynı mı dedim! Adam tuttu dedi
yeğenim senin gittiğin yer pahalı ama, burası özel tarifeye giriyor. Ben iyice
sinirlendim dedim abi dedim bak taksimetrede ne yazıyorsa o dedim gece gece
adam sikme dedim taksimetrede yazan parayı koltuğa koydum hadi ben gidiyorum
dedim. Adam har-hur-kar-kur göt göt bir şeyler dedi hiç siklemedim uzaklaştım.
Sonra işte Aycanları aradım dedim ben geldim böyle böyle. Aslında Alp efendiyi
aradım iki kez o açmayınca macbur Aycan’ı aramak zorunda kalmıştım. Neyse
konuştuk ettik, Reina’nın önünde buluştuk. Herkes bayağı bi stres olmuştu işte
bi kısım diyordu giremezsek ne olacak. Bi kısım da diyordu giren olup da
giremeyen olursa herkes çıksın başka yere gideriz, diğer bi kısım ben girersem
çıkmam kimse kusura bakmasın… Anlayacağınız herkes birbirine siktir çekmeye
başladı, saçma bir ortam oluştu neyse. Biz şansımızı denedik kapıya geldik,
polis üstümüzü aradı kimliğimize baktı geçin dedi. Sorun olmadı herkes kapıdan
geçebildi. Neyse efendim Reina’ya girdik, üstümüzde boğaz köprüsü, önümüzde
boğaz gerçekten güzel bir yerdi çalınan müzikler falan… Yani mekan güzeldi.
Şimdi tek bir sorun kalmıştı nereye gidecektik? İnanın adım atacak yer yok! Vıcık vıcık insan
kaynıyor her yer. Canım sıkıldı barmen’in olduğu yere gittim bi vodka-redbull
istedim 25TL dedi eleman içimden kocaman bi hassiktir çektim ama dedim
mezuniyet ulan siktiret… Verdim parayı içtim. Bi de düşünün bu olay 4-5 sene
önce o zamanlar 25TL ise şimdi ne kadar olmuştur bi vodka-redbull Allah bilir…
Neyse yarım saat bir saat takıldık mekânda ama sevemedik çok kalabalık olduğu
için sıkıldık sonra arkadaşlar dedi o zaman Mojito’ya geçelim orası daha
sakindir hem fiyatlar da iyidir orada.
Neyse Mojito’ya geçtik mekan daha ferahtı, fiyatlar
da el yakmıyordu. Bizim arkadaşlar da büyükçe loca tarzı bir yere geçtiler.
Tahminen 10-15 kişi falanız yarısı kız yarısı erkek. İşte masaya şişe
söylediler. Tabi ben görünmez gibi bir şeydim kimse siklemiyordu beni. Ben de
onları siklemiyordum gerçi hoş… Neyse
baktım bunlar şişe açtırıyor ben de gittim bar kısmına 5+2 tekila shot içtim. Hızlı
hızlı içtim ki kafam iyi olsun anasını satayım. Neyse kafam iyi oldu
bizimkilerin yanına döndüm herkes zum-zum olmuş masaya çıkmış bi kaç kız salak
salak dans ediyor. Ben de ortama uydum üç-beş sallanmalı saçma bi şekilde dans
ettim. Zaman ilerledi eğlendik, takriben
saat 3 falan oldu kızlar da kötüleşti babalar anneler aramaya da
başlayınca ev’e dönme yolculuğu başladı.
Bizim gruptan 3 kız’ı babaları alacakmış o yüzden
karavanla dönmek istemediğini söyledi. Neyse bana yer açıldı ben de karavan’a
geçtim. Karavan dediysem de çok dandik bi araba arka da koltuklar yok yani 2
önde onun arkasında normal araba arka koltuğu sonra onun arkası boş, teknik
servis aracı hesabı yani. Ben de oraya geçtim. Koltuklara, yani ön taraflara
kızlar oturdu arka tarafta biz erkekler kaldık. Florya’ya yaklaştığımızda
kızları araba tutsa gerek fenalaşıp kusmaya başladılar. Sonrası malum daha da
iğrençleşti camları açtık, camdan kusmaya çalışan bir arkadaş dışarı kustuğunu
sanarken aslında rüzgar onu bizim
üzerimize atıyordu. Allahtan ben koltuğu siper ettim kendime bana pek bi şey
gelmedi ama daha geride oturanlar bildiğiniz kusmuk banyosu yaptı. Durumlar
kötüye gidince yol üzerinde bi benzin istasyonunda durmak zorunda kaldık.
Midesi bulanmayanların bile o vaziyette mideleri bulanmaya başlamıştı. Neyse indik araçtan kimisi yere kusmaya başladı
kimisi tuvalete gitti. Bizim Aycan’ın abisi de bana döndü dedi ya zahmet
olmazsa şu marketten 3-4 su biraz da naneli sakız alır mısın dedi tamam dedim.
Önce tuvalete uğradım kendimi kusturdum, sonra markete gittim. Su, sakız vs.
aldım son paramı verdim çıktım arabaya gidiyorum. Ulan! Lan! Bi de ne göreyim
araba piyasada yok. Arabanın olduğu yerde sadece kusmuklar ve küfür eden pompacılar
kalmıştı. Ulan yok ya olamaz beni unutmuşlar mıydı? Ulan harbiden unutmuşlardı
ya la :@ İbnenin evlatlarına bak ya… Ulan ne kızdım ne kızdım var ya… Param
olsaydı taksi tutar dönerdim de… Param da yoktu ki amına koyayım… Sonra Alp efendiyi
aradım adam yine açmadı… AMK cidden çok sinirlenmiştim. Sonra Aycan’ı aradım
dedim Aycan beni unuttunuz benzinlikte kaldım ben… Sonra durumu fark etti.
Telefonu abisine verdi. İşte dedi ya kusura bakma unuttuk seni biz geri
dönemeyiz ama sağ’a yanaşalım sen taksi tut gel dedi. Dedim param kalmadı son
parayı sakız’a suya verdim dedim tamam dedi sen tut taksiyi biz öderiz dedi.
Neyse taksiyi tuttum 1-2 km sonra bizimkilerin arabayı gördüm, taksiden indim
arkadaşın abisi taksi parasını ödedi. Araca bindik gidiyoruz. Millet taşak
geçiyor benle aa nasıl unuttuk kusura bakma falan diye… Amına koyduğumun
ciğersiz, pezevenkleri… İşte arkadaşlığınızın ölçüsü gurur duyun. Kendinizi
sorgulayacağınız yerde bi de alay ediyorsunuz… Bunları içimden söyledim ama.
Eve varıncaya kadar hiç konuşmadım.
Beylikdüzü’ne yaklaştık Beylicium durağının orda
indim. Hava aydınlanmıştı, hala kafam iyiydi, üst geçidi tırmandıktan sonra
evin yolunu tuttum. Kapıyı sessizce açarken, kapının mandalının takılı olduğunu
fark ettim ve zile basmak zorunda kaldım. Babam kapıyı açtı ama kızmıştı hiçbir
şey söylemedi ben de dişlerimi fırçalayıp, su içtikten sonra kendimi direkt
yatağa attım. Ertesi gün de LYS sınavımız var siz düşünün… Kendime şu an çok
kızıyorum şimdi ki aklım olsaydı da keşke gitmeseydim diye…
İşte böyle şerefsiz, bencil, züppe arkadaşlarım
olmuştu lise de… Olmasalar da olurmuş aslında…
Bir de o gün mezuniyet gecesinden sonra Beşiktaş’ta
oturan abimin evinde kalacaktım güya. Abimle sözleşmiştik önceden. Mezuniyet
gecesi bittiğinde abimi aramıştım abim de kusura bakma biz evde değiliz
kayınpederin evine gittik bu gece orada kalacağız söyleme fırsatım olmadı
demişti telefonda… Ulan düşünsenize insanın abisi, kardeşi bile böyle yapıyorsa
biz ne kadar arkadaşlıktan, dostluktan bahsedelim hepsi boş vallahi…
İşte o gün anladım ki ne kadar derin
arkadaşlıklarınız olursa olsun, hepsi bir gün fos çıkıyor… Kardeşiniz bile size
sırtını dönüyor. Geriye sadece bir başına siz kalıyorsunuz. O yüzden kendinizi
her şeyden çok sevin, sizden değerli bir şey olmasın bu hayatta. Her şeyi
kendiniz için yapın. Başkasına veya ilişkilere gereğinden fazla değer vermeyin.
Ayaklarınız yerden kesilmesin. Çünkü her şeyin bir sonu vardır. Bu dostluklar
da olur, ilişkilerde olur vb. şeyler de olur. Şu hayatta sizi en çok seven
kişiler büyük ihtimalle ebeveynlerinizdir. Onlara da çok bağlanmayın. Gün gelir
onlar da hayatı terk ederler ve siz yine bir başına kalırsınız… Daima güçlü
olun, ayakta kalın.
Esen kalın arkadaşlar bugünlük benden bu kadar…









Hiç yorum yok:
Yorum Gönder