24 Kasım 2014 Pazartesi

İlknur, Seni Çözemedim.. :/

Bir önceki yazımda ortaokul da yaşadığım aşklardan, İlknur’dan bahsetmiştim ve İlknur’la daha sonra neler yaşadığımı anlatacağımı söylemiştim. Evet başlayalım isterseniz. Okulun bitmesiyle ve yaz mevsiminin gelmesiyle beraber yoğunluk ortadan kalkmıştı. İlknur’la konuşmaya hala devam ediyorduk ama yeniden çıkmıyorduk da yani nasıl desem… Bir aşk veya sevgi vardı ama adı belli değildi ve sevgili gibi de değildik ama misal ben birinden hoşlandığımı söylesem, o yönde ayak yapsam İlknur kıskançlık krizlerine giriyordu. Aynı şey benim için de geçerliydi. Saatlerce MSN’den konuşur veya mesajlaşırdık. İlknur birinden (erkek) bahsetse hemen sinirlenirdim ve yine aynı şekilde ben bahsetsem o da hemen sinirlenirdi. Sevgili triplerine girerdik.



Günlerimiz genelde akşamları mahallede dolaşmakla, sohbet etmekle geçerdi. Her gün birbirimize daha da yakınlaşıyorduk ama daha önce İlknur’a karşı eşeklik yaptığım için bu olayın sonu nereye gidecek onu da kestiremiyordum. Neticesinde bir nevi kızı terk etmiş, ağlatmış, gururuyla oynamıştım. Gerçi o olaydan sonra bayağı bir olgunlaşmıştım. Hani derler ya nirvana’ya ulaştım, kırklara karıştım… O olaydan sonra bayağı bir vicdan muhasebesi yapıp kendime çeki düzen vermiştim. Bunun sonucu olarak da etik değerlerim ilk o zamanlar şekillenmişti diyebilirim.

Neyse efendim gel git, günler böyle geçti. Sürekli İlknurla konuşarak hem onu daha yakından tanıyor hem de birbirimize daha çok ısınıyorduk. Aramızdaki buzlar da zamanla eriyordu.

Bir gün hiç unutamayacağım bir an yaşatmıştı İlknur bana. Bir haftalığına dedesini ziyarete Bursaya gitmişlerdi ailecek. O gün telefonla beni aradı ve beni çok özlediğini, mutlaka görmek istediğini söyledi. Ben de nasıl olacak ki 1 haftalığına gitmedin mi kızım sen diyordum. Birden duraksadı ve akşam yanımda olacağını söyleyip,  buluşmak için hazır olmam gerektiğini ekleyerek telefonu kapattı. Şaşırmıştım çılgın kız ne yapacaktı acaba J aradan bir saat geçti geçmedi aradı beni ve deniz otobüsüyle İstanbul’a geldiğini söyledi. Daha sonra işte özetlersek otobüsle de Beylikdüzü’ne geçti bense otobüs durağında onu bekliyordum. En sonunda gelebildi, otobüsten iner inmez boynuma atladı ve bana sımsıkı sarıldı. Çok şaşırmıştım cidden şaka falan yaptığını sanıyordum ama benim için ailesine haber vermeden böyle bir maceraya girişmesi gerçekten çok anlamlıydı. İçim bir hoş olmuştu, şımarmıştım hafiften. Nerede kalacağını falan sordum arkadaşında kalacağını söyledi. Bir, iki saat takıldıktan sonra arkadaşının oturduğu ev’e doğru yürümeye başladık. Saatte iyiden iyiye geç olunca İlknur’u yanağından öpüp uğurlamıştım.



İlknurla abartısız her gün iki saat telefonla konuşuyorduk. Artık ya elim uyuşuyor, ya başım ağrıyor, ya da kontörüm bitiyordu. O derece psikopatlaşmıştık J Günler böyle geçerken bir gün İlknur taşınacaklarından bahsetti. Ben tabi dumur oldum. Neden, niye, nereye diye soru bombardımanına tuttum İlknur’u. O da işte evlerini satacaklarını Güzelşehir’den villa aldıklarını iki hafta içinde taşınacaklarından falan bahsetti. Ulan Güzelşehir neresi ilk defa duyuyordum. İlknur’a bu soruyu sorduğumda Kumburgaz’da olduğunu öğrendim. Kumburgaz nere Beylikdüzü nere… Üzülmüştüm kısaca eskisi gibi sık görüşemeyecektik. Halbu ki ben İlknur’a çıkma teklifi etmeyi falan düşünüyordum.



Sonraları biraz daha tuhaf gelişti her şey… Ben cesaretimi toplayıp İlknur’a çıkma teklifi etmenin provasını falan yapıyordum. 3-4 gün sonra tekrar buluştuk. Onu evinin önünden aldım ve 2-3 sokak ilerisindeki Kuğulu Park adlı bir cafeye götürdüm. İki üç bir şey içtikten sonra muhabbet daha da koyulaşmıştı. Sonra cesaretimi toplayıp İlknur’a önemli bir şey söyleyeceğimden bahsettim. Bir anda ortam buz kesti. Tam ağzımı açacakken İlknur bir anda beni susturup “Efe bana çıkma teklifi edersen kabul etmeyeceğimi biliyorsun değil mi” dedi. İşte o an göt gibi kaldım. 1-2 dakika sessizlik olduktan sonra anca ne alakası var ya diyebilmiştim. Lafı eveleyip geveledim… İlknur resmen laflarımı ağzıma tıkmıştı. Hiçbir şey diyemedim. Tadım kaçmıştı. O gün öyle gereksiz ve boş geçmişti. İlknur’u evine bıraktım. Oradan da koca bir sıfırla kendi evimin yolunu tuttum.  




Çok bozulmuştum. O kadar bozulmuştum ki ne İlknur’un mesajlarına cevap veriyordum ne de aramalarını yanıtlıyordum. İki hafta sonra da taşındılar zaten. O günden sonra uzun bir müddet boyunca ne İlknur benle konuşacaktı ne de ben onla konuşacaktım. İlknur beni iyi sikmişti anlayacağınız. 



Derken tabi aradan iki sene geçti liseden bir sevgilim oldu (önceki yazılarda Lise aşkları diye ararsanız bulursunuz) o da daha sonraları ortak bir arkadaşımız aracılığıyla İlknur mevzularını falan öğrenmiş. İlknur’u zorla bana face’ten sildirdi. İlknur’da zaten o aralar başka biriyle çıkmaya başlamış, ikimiz de ayrı yollara sapmıştık. Bu olayların üstünden de tabi bir iki sene geçti, lise son oldum. Lisedeki sevgilimle ayrıldık ve ben de İlknur’u yeniden facebook’tan ekledim.



Bir ara onu çok özlediğimden ve buluşmaktan falan bahsetsem de kendisinin de beni çok özlediğini ama yoğun olduğundan, kendisinin haber vereceğinden söyleyip konuşmayı sonlandırmıştı. Bir müddet daha haber gelmeyince İlknur’dan ben de yeniden mesaj atmayı denedim. Yaz tatiline çıkacağımız akşam İlknur’a tatile çıkacağımı döndükten sonra mümkünse buluşabilip bulaşamayacağımızı sordum. İlknur da sen bi dön de görüşürüz demişti. Sonra benim ahmaklığıma geldi dönmedim, unuttum işte… Üniversite yerleşme hedeleri falan filan vardı o aralar. Üniversiteye yerleştikten sonra İlknur’a yeniden ve son olarak bir mesaj daha attım. Özlediğimden falan bahsettim havadan sudan konuştuk bir müddet. İlknur da dön görüşelim dedi. Sonra İstanbula döndükten sonra İlknur’a geldiğimi söyledim. İlknur hoş geldin dedi başka da bir şey demedi. Yani ben birkaç şey daha yazdım ama İlknur dönmedi. Yaklaşık 2hafta bana yanıt vermeyince ben de gurur yapıp İlknur’u sildim ve böylece bu saçma hikâyem de sona erdi. Aslına bakarsanız fazla bir şey yaşamadık İlknur’la ama şu ana kadar çıktığımın kızların içinde en çok ona saygı duyuyorum. Ne kötü olduk ne iyi olduk… Çok saçma bir şekilde yollarımızı ayırdık… Bir de zaman belirteyim hikâyenin başı 2008-2009’da geçiyor, bu en son İlknur’a facebooktan gönderdiğim mesajın tarihi ise 20 Nisan 2012. Geçen sene İlknur’u twitter’dan takip ettiysem de geri dönmediği için ben de sallamadım, unf. Yaptım. :/





Heralde benim haricimde hiç kimse bu kadar saçma, ne idüğü belirsiz bir ilişki yaşamamıştır. Esen kalın arkadaşlar… Bir sonra ki yazım da görüşmek dileğiyle.

İsmimi sansürledim burada. Bu taş hala Beylicium Mado'da duruyor.. Eski günlerin hatrına...

19 Kasım 2014 Çarşamba

Ortaokul Anıları, Aşkları vs.

Merhaba arkadaşlar keyifler nasıl nasılsınız? Umarım her şey iyi gidiyordur.  Yazılarım şu aralar fazla okunmuyor. Pek de önemli değil aslında. En azından içimi rahatça boşaltabileceğim bir mecra edindim. Bu arada blog’um ilginç bir şekilde Türkiye’den sonra en fazla trafiği ABD’den alıyor onu sırasıyla İsviçre ve Almanya takip ediyor. Sanırım orada ki gurbetçi kardeşlerimiz takip ediyor. Blog’umu okuyan herkese selam gönderiyorum. Yorum yazarlarsa beni daha da mutlu ederler.

Bugün ortaokul anılarım canlandı biraz onlardan bahsetmek istiyorum. 2007- 2006 seneleri özellikle. 8-9 sene geçmiş resmen şaka gibi. Aslında okuldan aklımda kalan fazla bir anım olmasa da dershaneden kalan anılarım daha ağır basıyor. Birazdan 13-14 yaşımda başımdan geçen olayları, yaşadıklarımı falan anlatacağım. Bu yaşlarda insan ne yaşayabilir demeyin çünkü ergenliğe girdiğiniz yaşlar, en sinirli, en atarlı, en değişken yıllarıdır insanın. Bu süreçte kişilik arama, kişiliğinizi oturtma, çevre, popülarite, kız arkadaş bulma ve bilumum gereksiz işlerin ergen kişi için devlet meselesi yapıldığı yıllardır.

Nihayetinde ergen kişinin o yıllarda tek önemsemesi gereken iş lise sınavlarına hazırlanması (o zamanlar OKS diye geçiyordu) ve buna müteakip iyi bir liseye girmesi, iyi bir liseye girmesiyle de iyi bir üniversitede okuma şansını yakalamaya çalışmasıdır. Ama ergen gencimiz başka işlerle uğraşırsa… Necmettin lisesi, faruk üniversitesi diye diye gelecek yıllarını sağda solda heba eder. İleride de bakar ne bok yediğini görür ama son pişmanlık da fayda etmez. Etmez heralde, yani şimdi doğruyu söylemek gerekirse başıma gelmedi ama başına gelenleri gördüm.



Peki benim başıma ne geldi? Açıkçası şansım üş aşağı beş yukarı hep yaver gitti (nazar değmesin :P ) tam dedim tamam bitti, boka battım, bundan daha kötü bir şey başıma gelemez, öldüm bittim. Bi baktım iyi bir şeyler gerçekleşti. Hani bu şu anlamda oldu nasıl desem mesela bir sınava girersiniz çok kötü geçmiştir, iyi not alamayacağınızdan korkarsınız bakarsınız sınavlar bir açıklanır çok güzel bir not almışsınızdır veya paranız bitti diyelim, ailenizden de daha yeni para istemişsinizdir bir daha istemeye yüzünüz olmaz, hop bi bakarsınız hiç kullanmadığınız bir bankamatik kartında sizi az çok idare edecek bir para bulursunuz. Yani bu örnekleri her türlü yayabilirim. Ne zaman dibe battığımı düşünsem, daha kötüsü olamaz dediysem ardından hemen götümü kurtaracak bir şey çıkar, bir oh çekerim.




Bağlamaya çalıştığım nokta ise OKS denen illete açıkçası çok fazla hazırlanamadım, sınava girdim ama bir Kabataş, İstanbul Erkek vs. türü liselere giremeyeceğimi biliyordum. Zaten en başından da bir Kabataş olsun diye de hayal kurmuyordum. O zamanlar tek istediğim yer Askeriye idi. Hava Harp istiyordum. Askeri lise sınavları şimdi nasıl yapılıyor bilmiyorum ama o zaman OKS’den bağımsız yapılıyordu. Neyse sınav sonuçları geldi Kuleli Kara lisesi çıktı. İstediğim yer değildi, babam hele hiç sıcak bakmadı. Çünkü onun aklında mühendislik, doktorluk tarzı şeyler vardı, asker olmamı istemiyordu. Zaten şimdi anladım ki benimkisi de bir hevesmiş o zamanlar. Gerçi askeri hava lisesini kazansaydım adamlar beni şıp diye pilot mu yapacaklardı orası da meçhul. Her şey iyi gitti diyelim Hava Harp Okulu’ndan da mezun oldun diyelim eften, püften bir sağlık sorunun çıksa hop yer subayı olursun. Pistteki kargaları mı kovalatırlar artık, daha değişik görevler mi verirler bilemeyeceğim.
Neyse konu dağılmasın. Efendim işte OKS sonuçları geldi, sağlam bir Anadolu lisesine yetecek puan alamamıştım. Ama sonra ne oldu ne öğrendik? O puanla Özel bir okulda tam burslu okuyabileceğimi öğrendim. İyi mi oldu kötü mü oldu bilemeyeceğim ama her işte hayır vardır derler ya bir nevi iyi oldu aslında. Çünkü özel okulda aldığınız yabancı dil eğitimini her Anadolu lisesi veremez kanaatimce. Bunu nereye dayandırıyorum tabi ki çevremde ki gözlemlere. Bunun meyvesini de üniversite de yedim. Nasıl oldu? Millet 1 sene hazırlık okurken ben 1 dönem’de hazırlığı geçtim ve bölümüme başladım. Bu arada hazırlık sınavımız da “Hello Mr. Brown” tarzı bir şey değildi. IELTS ve TOEFL denkliği isteyen sınavlardı.

Yalnız çok özür diliyorum anasını satayım ama ilk paragrafta ne anlatacağım dedim, şimdi ne anlatıyorum. Kusura bakmayın. Evet, toparlarsak bu yazımda ortaokul, dershane arasında geçen zamanımı, yaşadığım aşkları, arkadaşlıkları ve hatırladığım birkaç anıyı anlatmak istiyorum. Lafı uzatmadan konuya girelim.

O yıllar bambaşka yıllardı. Renkli telefonların çıktığı, insanların SMS, MSN ve biraz sonraları Skype ile tanıştığı yıllardı. Bunlar ergenler arasında çok yaygındı. Bir kişiyle çok samimiymişsiniz gibi MSN’den konuşabilirdiniz ama yüzyüze geldiğinizde selam bile vermezdiniz. Birisi sizi MSN’den sildiğinde siz de hem siler hem de engellerdiniz. Kız “MeSeNe”si diye şeyler vardı lan… Vay anasını ne yıllardı. Akon’un Mr. Lonely’siydi, Crazy Frog’un ring ding dong’uydu, Numa Numa Yeah’ti falandı filandı bu şarkılar hep bluetooth’la hatta kızılötesiyle gönderilirdi. 



Nokia 6600’ın trend olduğu yıllardı… Bir de TTNET vardı Allahın cezası… ADSL yeni çıkmıştı 256kb interneti vardı sürekli kesilen cinsten… Aç-kapa, ara-sor ve bilumum bir sürü şaklabanlık yapardınız 256kb internet için. Allahtan sonraları SuperOnline gibi bir velinimet çıktı da karşımıza bizi fiber internetle tanıştırdı. Rapishare falan vardı Torrent ne gezsin mesela bir oyun, müzik albümü falan indirmek isterseniz bu sitelere yüklenirdi. Bir şey indirmek günler alırdı ama bi error olsun hoppala geçmiş olsun. Ya da Torrent’in atası Bearshare falan vardı genellikle indirdiğiniz şeylerle istediğiniz şeyler’in arasında uçurumlar olurdu. Bi de bi virüs kapsın Pentium 4’lü bilgisayarın… Al başına belayı… Internet Explorer vardı lan Chrome falan piyasada yok siz düşünün. Bir de o zamanlar kontör olayı vardı. 250 kontör yüklerdiniz telefonunuza yanlışlıkla internete girerdiniz (ki o zamanlar Facebook bile yok, kurumsallaşmamış yani) bi bakmışsınız eksilere düşmüş kontör… Televizyonun hala izlendiği, internete yeğlendiği yıllardı o yıllar. En büyük zevkimiz Hayat Bilgisi dizisiydi J  Sosyal Medya ise Netlog, Yonja, MySpace tarzı boş sitelerin elindeydi.



2000'ler yazısı için tıklayın:  http://biradamyazdi.blogspot.com/2014/11/2000ler.html


Okulda hoşlandığım bir kız vardı adı Aslı. Sarışın, mavi gözlü, okulun voleybol takımında olan bir kızdı. Hoşlandıysam da açılamadım, açılmaya çalışır gibi oldum ama o da bir şeyler anlayınca alay konusu oldum. Sonra bir heves olduğunu anlayıp yoluma devam ettim.



7. Sınıfta dershaneye başladım Fen Bilimleri Merkezi dershanesi Beylikdüzü şubesi. Slogan: “Eğitim ciddi kurumların işidir.” Vayyy! :D  Bizim okuldan da bayağı tanıdık vardı tabi dershanede. O yüzden fazla zorluk çekmedim. Ama bu arkadaşlarımın gerçekten boş beleş insanlar olduğunu anlamam bir seneme mâl olacaktı. Kadroyu sayayım Kamil: Cüce hobbit gibi bi şey ama çok sesi çıkar, hep dediği olsun ister. Rafet: Kamil'in kankası, diş telli, dişleri sapsarı bir mahlukat. Arda: Gerçek anlamda kan kardeşi olduk ama dershane bitene kadar, o kadar. Sıla: Büyükşehir iöo’da okuyan fıstık gibi bir kız. Esra: Sıla'nın kankası, Psikolojik sorunları olan tuhaf bir kız. Selin: Harbi harbi güzel bi kız, hatun, ama fettan. İlknur: Onu sonralara bıraktım. Tabi yan karakterler de var ama fazla değinmeye gerek yok.

Efendim dershane açılmadan birkaç gün evvel düzey belirleme sınavı olduk ve F85’sınıfına girmeye hak kazandım. F85 ne mi diye soracak oluşanız 12 tane sınıf var düzeylerine göre. I diye başlar, G diye devam eder ve F gelir. Benim sınıfım en iyi 3. Sınıftı. Ee gururluydum biraz çünkü hiç çalışmadan güzel bir yerden, yükselebileceğim bir konumdan başlamıştım. Öyle mi oldu? O’nu ilerleyen satırlarda göreceğiz. Dershane ortamı okul ortamından daha iyiydi bence. Çok güzel hocalarımız oldu mesela, daha iyi sosyalleşebileceğimiz farklı insanları tanıyabileceğimiz ve hayat tecrübemizi arttırabileceğimiz bir yerdi. Lafı fazla uzatmaya gerek yok bizim grup belli zaten Kamil, Rafet, Sıla, Arda, Esra ve Selin. Sıla’yi ilk gördüğüm andan itibaren tutulmuştum çok güzel bir kızdı, yaşıtlarına göre daha kadınsıydı. Ergenlik olsa gerek bi an da vurulmuştum. Sürekli konuşmaya çalışıyordum ama eften, püften konular. Maksat bi arkadaş olalım da sonrası gelir hesabı. Günler böyle geçerken biz biraz daha samimi oluyorduk. Ama aramızda bir götveren habis bir cüce vardı. Kamil ibnesi! Bu cüce benim Sıla’ya karşı olan hislerimi anlasa gerek beni sürekli sulu bir şekilde tehdit ediyordu bak Sıla’dan hoşlandığını söylerim, cart ederim curt ederim. Tahammülüm kalmamıştı dedim ne bok yiyorsan ye çok da sikimde.



Temsili Kamil



Bir gün kantinde otururken bu habis cüce Sıla’yı çağırdı ve bana bakarak bak söylüyorum dedi. Harbiden söyledi habis cüce ben ne kadar konuyu değiştirmeye çalışsam da ya taşak geçiyor Sıla olur mu böyle bir şey bilmem ne dediysem de olmadı. Sıla gülümsedi sadece, bilerek ciddiye almadı. Hani şey gibi istemez ama yan cebime koy misali. Kamil'den de Sıla’dan de tiksinmiştim. Aradan biraz zaman geçti sarı diş Rafet’le Sıla yakınlaşmaya başladı. Sonra tabi çıkmaya başladılar… Ben de siktirettim olayı önüme baktım.  



Sonraları Esra'ya yakınlaşmaya başladım. Yani Sıla sayesinde muhabbetimiz artmıştı bayağı konuşuyorduk. Hatta evine falan bırakıyordum. Sonraları öğrendim ki Esra'nın sevgilisi varmış hem de liseli, üstüne üstlük belalı bir de… Çok tırsmıştım lan.. Sonra Esra'yla arama mesafe koydum. İyi ki de koymuşum sonraları anladım ki kafadan kontak bir kızmış. Kız gülerken bir an da ağlamaya başlıyor, ağladıktan sonra da gülmeye başlıyordu. Tam tımarhanelik. Gerçi ailesel problemleri, çevresel hedeleri vs. sıkıntıları varmış sonradan öğrendim de olsun. Sıla da bizim sınıftaydı, diğer elemanlar en alt sınıftaydı. Ulan çok kızdım şu an kendime. Sınıfımdan kişilerle takılmıyorum, gidiyorum kanalizasyondaki boklarla oynuyorum ya sabır… Sıla Türkçe dersinde hoca bir şey mi soruyordu artık neyse parmak kaldırdı. Ayağa kalkarken beli gözüktü aman allahım ne göreyim… Kızın bel gamzelerinin arası bildiğin hacı sakalı… Iyyyykk… Çok iğrenmiştim o olay beni Sıla’dan soğutmuştu.



Sonra Selin vardı bi de. Selin öyle bi kızdı ki dar kıyafetler giyer, mini etek giyer yani ben burdayım derdi. Yine ergenlik olsa gerek beni bayağı cezbetmişti. Selin’e yakınlaşmaya çalıştıysam da beceremedim. Hep bir mesafe oldu arada. Ne kısaldı ne uzadı o mesafe. Deli gibi aşık olmuştum. Sanki o zamanlar aşk’tan bi bok anlıyormuşum gibi. Günler böyle geçerken ben divane olmuştum. Sıkıntılarımı bir Arda’ya bir de kantinci Güney abi’ye antabiliyordum. Sonraları Selin o’nu sevdiğimi öğrenmiş ama fazla da kurcalamamış. Sen kimsin ki misali… O olay o zamanlar beni çok etkilemişti. Bu günlerden o günlere ben de diyorum ki asıl sen kimsin götüm Kezban! Ama işte şu an demiş olmam fayda etmiyor. O zamanlar çok harap düşmüştüm hatta o derece ki ders saati akşam etütün’de kantine gidip öksüre öksüre (çok da hastaydım)  ağlamıştım. Arda beni teselli etmeye çalıştı, sonra Güney abi geldi “oğlum bu kadar büyütülecek ne var? Hayatta insanın her istediği olmuyor ki. Bir de şöyle düşün sen onu seviyorsun ama o seni sevmiyorsa ne yapabilirsin, zorla sevgili mi olacaksın, boşver gitsin. Önüne daha niceleri çıkar sen güven Güney abine” dedi. Güney Abi’nin sözlerinden sonra biraz rahatlamıştım ve o günden sonra vurdumduymaz olmaya karar vermiştim.



O günden sonra herkese hakettiği gibi davranmaya başlamıştım. KamilSıla ve Selinle arama mesafe koydum. Ne selam verdim ne selam aldım. Esra, Arda ve ben ayrı takılmaya başladık. Hatta bayağı da samimi olmuştuk cuma günleri son etütümüz boş olurdu, aşağıdan miller bira alır, yangın merdiveninin en üst katında içerdik bayağı kuytu olurdu.  Zaman vermek gerekirse bu olaylar 8. Sınıf dershanede gerçekleşiyor 2007 olması muhtemel. Tabi ergenlik olsa gerek bize zevkli gelirdi bira içmek vs. Belki de büyümeye özendiğimiz içindi. Arda’yla biz bayağı samimi olduk, kanka olduk tabiri caizse. Bir gün dersteyken arda kalemini tamir ederken elini kesti. Sonra bana dedi ki kan kardeş olalım mı ben de açıkçası hiç sevmem öyle işleri de bir şey diyemeden çat diye birden elime çizik attı, elim kanadı. Sonra işte kanları birbirine değdirme muhabbeti, kan kardeş olduk kısacası. Bir artısı olmayan boş bir iş oldu. Allahtan kan grubumuz aynıydı da bi terslik çıkmadı. Tehlikeli bir iş buradan bildireyim. Ulan ne salakça şeyler yaşamışım ya toplasan 5 kuruş etmez…



Bu olaylar geldi geçti sınavlar yaklaşırken, ben de sınavlara konsantre oldum. Arkadaşlarla arama biraz mesafe koydum. Daha çok sınıftan arkadaşlarla takılıyordum. Cemrehan Karakaş,  Burak ve ben bayağı samimi olmuştuk. Cemrehan Karakaş’ı tanırsınız heralde bi aralar umutsuz ev kadınlarında oynamıştı. Çok iyi çocuktu da dershaneden sonra irtibatları kopardık. Gerçi kiminle kaldı ki? Efendime söyleyeyim çok güzel sistem oturttuk, ders çalışıyoruz, sınavlara hazırlanıyoruz derken bir kızın benden hoşlandığını öğrendim. Hatta bir kız değil üç kız. 


Birincisi Buse adında aynı okulda okuduğumuz şişman kız doğrudan damgayı bastım [REJECTED], ikincisi yine aynı okulda okuduğumuz kıvırcık saçlı kısa boylu bir kız adını bile hatırlamıyorum siz düşünün ona da damgayı bastım [REJECTED], 






Üçüncüsü ise İlknur ah benim güzel gözlü yârim J harbiden çok tatlı bi kızdı, hafif emo’ydu ama o zamanlar normaldi o tarz akımlar.

Sonrasında gelişen olaylar biraz daha ilginç  İlknur’un bir arkadaşı gelip bana İlknur’un benimle konuşmak istediğini beni bahçede beklediğini söyledi. Hafif heyecanlanmıştım. Aslında bayağı bi heyecanlanmıştım çünkü düşünsenize sizden hoşlanan bir kız var ve siz de ondan hoşlanıyorsunuz bu duygu beni her zaman büyülemiştir. Sonra bahçeye çıktım İlknurla göz göze geldim. Beni görünce gözleri büyüdü hem şaşkın hem de mutlu gözlerle bana bakıyordu. Ben de tebessüm edip yanına yürüdüm. İnanın ne konuştuğumuzu hatırlamıyorum ama telefon numaralarımızı birbirimize verdik bu kısmı hatırlıyorum. Sonra sarıldık, o gün öyle bitti. Daha tabi sevgili falan filan değiliz..





Tabi o günün akşamı mesajlaşmaya başladık, biraz daha samimi olduk. Sonra İlknur bana “utanıyorum ama bir şey sorabilir miyim” dedi. Ben de tabi dedim “sana aşkım diyebilir miyim” dedi. Vuhhhuuuu çok mutlu olmuştum lan J Ben de diyebilirsin tabi aşkım demiştim. Vaktimizin çoğu görüşmekten çok mesajlaşmakla geçiyordu. Ama olsun o bile kafiydi o zamanlar. Yaklaşık bi 10 gün böyle geçti. Dershanede görüşüyorduk 1-2 saat teneffüs araları görüşüyorduk sonra dershane bitimi servisle evlere dönüyorduk. Yine böyle bir akşam serviste Kamil yanıma geldi pis habis cüce! Ve “hayırlı olsun kızarkadaşı yapmışsın” dedi. Ben de teşekkür edip hiç oralı olmadım. İşin kokusu sonradan çıkacaktı aa dostlar aaahhh… Ne tür bir iblismiş ki o Kamil denilen pis cürüm ürünü velet… Birazdan bahsedeceğim ne tür bir pislik yaptığından. Biz İlknur’la çıkalı yaklaşık bir 15 gün falan olmuştu. Yine bir gün servisteydik Kamil denen mahlukat bana acil annesini araması gerektiğini telefonumu kullanıp kullanamayacağımı sordu. Ben de insanlık ben de kalsın diyerek telefonumu vermiştim. Meğer bu götün emelleri farklıymış benim telefonumdan İlknur’a ayrılık mesajı çekmiş… Tabi ben bundan bi haber olayı daha sonraları öğrenecektim.


O gün özel dersim olduğu için telefonla fazla ilgilenemedim. Özel dersten sonra da zaten direkt yatağa gittim çok yorulmuştum. Ertesi gün oldu akşama kadar İlknur’a mesaj atmak aklıma gelmedi. Dershanede de göremeyince mesaj attım, cevap vermedi. 1 mesaj oldu , 2 mesaj oldu yok… Ben de dedim kontörü yok herhâlde dedim boş verdim.   Bir gün geçti, iki gün geçti… O hafta İlknur piyasada yoktu. Benim gözlerim İlknur’u ararken kaşar Selin benimle konuşmak istediğini söyledi. İstemeye istemeye gitsem de konunun İlknur olduğunu söylemişti. Ben de dedim ne alaka!? Sonra İlknur’un başka bir çocuğu sevdiğini, o’nu kıskandırmak için benle çıktığını söyledi. Oğlum şoklara girdim bir an dedim o yüzden mesajlarıma cevap vermiyor… Hiç işte orospunun dediği beni gaza getirdi… İlknur’u telefondan sildim, aklımdan çıkarmaya çalıştım. Hatta dershanedeki kankisi haticeyle yakınlaşmaya başladım. Hatice de stajyer kaşardı. Yani öyle diyorlardı…


Ertesi hafta İlknur dershaneye geldi. Göz göze gelmemeye çalıştım. Hatta Haticeyle konuşup,  İlknur’u takmıyorum gibisinden bi hava yarattım. Herkes ayrıldığımızı öğrenmişti. İlknur’un gözleri dolmuştu Haticeyle beni görünce anlam verememiştim. Benim de canım sıkılmıştı hava almaya bahçeye çıkmıştım. Kendi kendime Allahım nasıl bi bok yaşıyorum ben diyordum. Sevgi, aşk iyi hoşta aynı zararlı alışkanlıklar gibi aslında. Sana keyif verir, mutluluk verir ama bi yerden sonra farkedersin ki seni zehirlemiş, hasta etmiş. Benim ilişkilerim hep böyle yarım kalmıştır. Tam keyfine varayım derken sonu hüsran olmuştur… Hiçbir ilişkim için diyemem ki çok güzeldi, çok mutluydum… Offf salak salak işler işte… Ben konudan sapmadan devam edeyim yazı çok uzun oldu farkındayım ikiye falan bölerim büyük ihtimalle.

Neyse efendim o günün akşamı yine servislere bindik ama güzergâh değişik gelmişti. Çünkü ilk Bizimkent’e uğrardık, sonra Büyükşehir A mahallesine geçerdik, oradan da Büyükşehir B mahallesi biterdi. O gün Şoförümüz Can abi öğrencileri öyle bir bırakmıştı ki serviste bi tek İlknur’la ben kalmıştım. Sonra İlknur gözleri dolu bir vaziyette yanıma geldi ve barışmak istediğini, beni çok sevdiğini, kaybetmek istemediğini söylemişti. Ahh ceylan gözlü sevgilim benim… Egoma yenik düştüm… Aslında ben de seni kaybetmek istemezdim ama öyle bir entrikalar oynanmıştı ki ben hala farkında değildim. İlknur’a bir daha konuşmak istemediğimi söyledim. İlknur çok kötü oldu ağlayarak otobüsten indi.



Yaklaşık bir hafta on gün sonra öğrendim ki İlknur’la habis pis cüce Kamil çıkmaya başlamışlar! Laaaaaaaannnn Heyt ulan heyttt!!! Attırmayın Makedon’un kafasını! Öyle bi sinirlendim ki öyle bir sinirlendim ki anlatamam! Orospu çocuğu’na bak sikim kadar boyu var türlü türlü huyu var. İbne velet! Öyle bir şey yapmalıydım ki bunları ayırmalıydım. Yok yani böyle bir şey olamaz. Çocuk kızın memesi hizasına bile zor geliyor ama gel gör ki yaptığı hareketlere bak seni sinir hastası eder. Bi de bunları dershanede gördüm iyice sinirlendim. Şansım o ki Arda o gün benimle gizli bir şey konuşmak istediğini söyledi ve dershaneden çıkıp Migros’a gittik. O zamanlar tabi Beylikdüzünde Marmara Park cart curt yok, bi Migros var o kadar… Neyse Arda bana bir bir anlattı bu entrikaları, Kamil’in benim telefonumdan İlknur’a ayrılık mesajı çektiğini, Selin’in bana İlknur’un sevdiği çocuğu kıskandırmak için benimle çıktığı yalanını, aslında Kamil’in İlknur’u sevdiği için ve benim elimden almak için bu tür yollara girdiği bildiğiniz her şeyi anlattı. Ben şok oldum… Ne bok yemiştim ve ne bok yiyecektim.




Gözümü iyice karartmıştım. Onları ayırmalıydım. Anlamsız bir şekilde nerden esti bilemiyorum ama İlknur’u gizli numaradan arayıp Teoman’ın Aşk Kırıntıları adlı şarkısını dinlettim. Sonuna kadar da kapamadı telefonu.


                         yalan söyleme bak gözlerime bitmiş olamaz...


yokla ceplerini aşk kırıntıları kalmış olmalı biraz!



Bence benim aradığımı anlamıştır. Bir iki gün sonra ben de bana düzenlenen komployu anlattım ve Kamil’le nasıl çıkabildiğini söyledim. Yani başka birisi olsa hadi eyvallahta. Kaşın yerinde gözün yerinde, hatun gibi hatunsun ne işin var elin cücesiyle. Uygun bir üslupla İlknur’a bunu söyledim. İlknur’da “Gerçekten onu sevdiğimi mi düşündün. Sadece seni kıskandırmak için çıkıyordum”  dedi. İçime su serpilmişti. Ardından Kamil'den ayrılacağına söyledi. İp burada kopmuştu işte.

Kamil’in foyası ortaya çıkınca İlknur’ Kamil’i terk etmişti ve olayın suçunu bana atmıştı. Lan dangalak habis cüce sen hem benim hatunumu elimden al, hem türlü oyunlar düzenle, sonra foyan ayyuka çıkınca sağa sola saldır. Hasssiktir seni gidi piç. Ve beklenen olmuştu yine serviste evlere gitmeye hazırlanırken 2-3 koltuk arkada oturan Kamil arkadan atlayarak bana saldırmıştı. Saldırdı dediğim kafama yumruk attı. Ben tam noluyo diye kalktım baktım vıcı-vıcı bici-bici cik-cik bi şeyler ötüyor bu o sinirle ağzının ortasına bir tane çaktım elaman 1 metre 10 santim yere uzandı. Sonra araya arkadaşlar girdi bu göt işaret parmağını sallayarak senin evinin orda inicem, şöyle yapacam, yok böyle asacam boş boş tehditler savuruyor. Ben de dedim götün yiyorsa inersin dedim. Benim ev’in oraya geldik baktım bu yerinde oturuyor hadi gelmiyor musun dedim çıt yok. Sonra indim servisten buna okkalı bir nah patlattım. Zafer coşkusuyla evime emin adımlarla ilerledim.



Bu olaylar böylece kapandı. Ardından zaten dershane bitti, OKS’ye girildi derken yaz gelmişti. En huzurlu yaz’ım o yaz’dı. Bu arada buradan da bir mesaj vereyim beni okuyan orta okul öğrencisi kardeşlerim varsa aman diyeyim arkadaşlarınızı özenle seçin. Popülarite uğruna kimseye boyun eğmeyin, başkasına benzemeye çalışmayın, kendiniz olun. Derslerinizle, sosyal hayatınız arasında bir çizgi olsun. Dersleriniz daha önemli ama sosyal hayatınız da sıfır olmasın. Dengesini kurun kısacası. Hakkınızı koruyun gözetin, kimsenin hakkınızı elinizden almasına izin vermeyin. Son olarak da herkese hak ettiği kadar değer verin fazlasını vermeyin.




Bu yukarıda bahsettiğim elemanlar şu anda ne oldu diye sorarsanız. Kamil düz liseye gitti üniversite okuyamadı, Rafet ve Esra da yine aynı şekilde üniversite okuyamadı. Sıla bir ara siyasetle uğraşmaya çalıştı gençlik kollarına falan girdi ama ne oldu hiç bilmiyorum. Arda’da düz lisede okuduktan sonra yurtdışına üniversite okumaya gitti. Sanırım Macaristan’a gitti. Selin’den hiç haberim yok. Burak Bilkent’te bir şey okuyor ama hiç haber alamıyorum. Cemrehan bir süre yurtdışına gitti sonra ne oldu bilmiyorum ama en son dizide oynuyordu. İlknur da benim gibi Makine mühendisliği okuyor ama ben yurtdışına gittiğim için Liseden sonra fazla görüşemedik. 

İlknur'la olan hikayem devam edecek :) Takipte kalın, Esen kalın :)




2000'ler

Popstar Firdevs, Abidin ve Bayhan’a maruz kalmak

popstar-bayhan-bakisa-kos

Ve Armağan Çağlayan diye ne iş yaptığı bilinmeyen bir ünlünün hayatımıza girmesi

armagan-caglayan-nostalji

Acun Ilıcalı imparatorluğunun başlangıcı: Acun Firarda

“Dokun Bana” gibi abuk bir yarışmaya kimsenin itiraz etmemiş olması
dokun-bana-yarismasi-show-tv-nostalji-2000

“BBG Melih mi yoksa BBG Eray mı” diye bir milletin birbirini yemiş olması

bbg-eray-bbg-melih

Şimdilerde unutulan değerlerimizden İbo Show ve artık esamesi okunmayan ama o zamanlarda gözlere nur indiren dansöz showlar


Bizi hiç bırakmayan metalci abilerimiz
metalciler-2

Ve isyankar nu-metal ruhu ile Limp Bizkit ve Linkin Park türevlerinin çıkışı

linkin-park-limp-bizkit-metallica-korn-crazy-town
O saçma zamanları özleme gafletine düşenler şöyle gelsin.

Nereden çıktığını anlamadığımız, bir anda hortlayanapaçi modası


Bir neslin ucuz mesajlaşma hakkını savunmuş olan Aria ve Aycell
aria-aycell

Ve ne olduğunu kimsenin anlamadığı Shubuo denen nane

shubuo-paketleri-2000ler

Ve tabi bir de Banu Alkan’lı İxir


Asmalı Konak’ın ve aşiret geyiklerinin ortamları kasıp kavurması
asmali-konak-turk-dizisi-2000-nostalji

Racon değil, kafa kestirerek saygılarımızı kazanan Süleyman Çakır (ve o zamanların sağ kolu Polat)

suleyman-cakir-polat-alemdar
Hatırlamak isteyenler için Polat Alemdar’ın kafa kestiği sahne.

Ve Süleyman Çakır’ın ölümünü fazla ciddiye alarak cenaze namazını kılan bir takım insanlar

suleyman-cakir-cenaze-anma

Sürekli 10’dan geriye sayan paralel evrenin polisi Memoli

yilan-hikayesi-memoli-zeyno

Hala kurtulamadığımız, sonsuza kadar bizimle olacak olanın başlangıcı

cocuklar-duymasin-abidin-meltem-havuc

Korsan CD satıcılarının sattığı belgesellerden medet uman gençlik

korsan-cd-saticilari-yigit-ozgur

Ve bu neslin avseq01 ve avseq02’ler arasında kaybolması

avseq01-02

Cem Yılmaz efsanesinin artık herkes tarafından kabul edilmeye başlaması

cem-yilmaz-bir-tat-bir-doku

Championship Manager’da harcanan ömürler, biten gençlik aşkları ve kalınan dersler

championship-manager-01-02-bilgisayar-oyunu-nostalji

İnternette 10 dakikada hacker olmayı öğrenmek, keylogger kurmak, email şifresi çalmak

cigicigi-com

Hatta ve hatta internet cafede hacker olmak

internet-cafe-2000ler-nostaljik

Counter Strike’da pusu kurmak, “sis atma o.ç.” diye bağırmak, wall hack yapmak

counter-strike-pusu-kurmak

Ya da Ultima Online/WOW’da başka ve ama saçma bir hayatı yaşamak

ultima-online-oynayan-genclik

Hayatımıza Yeni Türk Lirası (YTL) diye bir gerçekliğin giriş yapmış olması

yeni-turk-lirasi-ytl

Ve hatta Genç Parti, Cem Uzan ve “Mazot 1 YTL Olacak” laflarının havada uçuşması

cem-uzan-genc-parti-mazot-1-ytl

“Foolish Casanova” ile günlük spor alışkanlıklarını yerine getiren gençlik

foolish-casanova

“Sakın Ha” gibi şimdi kimsenin dinlemeyeceği bir parça ve klibi ile kıç furyasının başlangıcı

Ham Çökelek ile Atilla Taş’ın usulca hayatımıza girmesi (sonra da closet’ini clean yapması)

12 Dev Adam’ın başarılarına sevinmek

Mesela bu video şimdi yapılsa ne kadar deli izlenirdi ve paylaşılırdı, bir düşünün?

“Haydi Popescu” lafının literatüre yerleşmesi

galatasaray-uefa-kupasi-sampiyonlugu

Ve aynı 10 yıl içinde bir de malum skorun yaşanması

fenerbahce-galatasaray-fb-gs-6-0-6-kasim

Ve “taraftar 10 istedi zaman yetmedi” cümlesiyle kırılan kalpler


Hakemin daha fazla gol olmasın diye maçı 88’de bitirmesi ile örselenen ruhlar
sekiz-sifir-besiktas-liverpool

Hasan Şaş’ın saç traşı (ile tanışmış efsane nesil)

Gs Li Döv

İlhan Mansız’ın Roberto Carlos’u madara etmesini canlı canlı izlemiş olmak

Grafi2000: İnternet üzerinden girişilen ilk büyük çaptaki mizah oluşumu

grafi2000-animasyon-nostalji2

Ve herkesin hatırlamadığı Türk internetinin belki de ilk troll girişimi: Shockhaber.com

shockhaber-2001-nostalji-haber

Fistik.com’daki efsane Karate Kamil animasyonu

karate-kamil-nostalji-2000ler

Balgamlı diyaloga gülünen yılların hatrına Pokeimam

pokeimam-pokemon-2000ler-nostalji

Ve tabi şimdilerde bir katre dahi gülümsetmeyen Sayko Matrix


Ve zamanın en büyük virallerinden Noel Dayı

Şimdi duysanız gözünüze bir damla yaşın düşeceği ICQ’nun mesaj geldi sesi
Ya da MSN Messenger Sesleri


Ve mIRC’de kendini “19 F İstanbul” diye tanıtarak iştahlı Hamza türevleri ile eğlenmek
mIRC-chat

O da yetmezse Türkiye’nin Facebook’u Yonja’da fink atmak

yonja

Napster’dan mp3 indirerek özgürce müzik dinleme zevkiyle tanışmak

Napster-programi

Napster yasaklanınca sonradan virüslerin kol gezeceği Kazaa’yı sahiplenmek

kazaa

Bu arada internete 146 ile bağlandıysanız faturanın sesinin uzaktan hoş gelmesi


İndirilen şarkıları kasete değil de cd’ye kaydetmek (yazmak) ve discman’de dinlemek
sony-discman-cd-calar-nostalji

Bilgisayarda dinleniyorsa ise Winamp dışında program kullanmamak (şimdi her yer iTunes)

winamp-2000ler-efsane

Nokialar



Zamanın iPhone’u olan 3310 ile şekil yapmak, 3310’a kılıf beğenmek

nokia3310-2000ler-nostaljisi

Ve hatta yetmeyenler için zippo boyutundaki 8210 ile mahallede konuşulmak

nokia-efsane-telefon-8210

Türk gençliğinin aldığı ilk araba olan efsane 206’nın piyasaya düşüşü

peugeot-206-araba-sahibinden

Star gazetesinin ilk çıktığında Pringles dağıtması (ve fakir ülkemin Pringles peşinde koşması)

pringles-star-gazetesi

Tarkan’ın dünya çapında yarattığı öpücük çılgınlığı


Ve Tatu’nun Türkiye’de yarattığı ıslak-liseli-lezbiyen.avi çılgınlığı
tatu-2003

Ve şimdilerde nerede olduğu bilinmeyen Avril Lavigne ve onun bıraktığı kravatlı kız akımı

22

Sizi Kill Bill’in cep telefonu fabrika ayarlarında gelmesi için bir aralar tezahürat yapılan melodisi ile uğurlayalım

Tabi bir de sms’le melodi indirmek vardı. Kill Bill melodisini indirmemiş olan taş olsun.

Yeteri kadar bokunu çıkarmış mıyız?

gecen-sene-partisi-umut-sarikaya

orijinal sürüm: http://listelist.com/ikibinlerin-nostaljisini-yapmak/